bazılarımız udi hrant’ız…

19/07/2013 § Yorum bırakın

Yıldız Sarayı’nın Has Bahçe’sindeki Lena Chamamyan konserinden henüz döndüm. Bu sene İKSV, caz festivali için öyle değişik ve güzel mekanlar seçti ki festival hiç olmadığı kadar şehrin geçmişi ve kimliğiyle bütünlemiş oldu. Nitekim yolumuz hangisine düşse bi’ dolu çağrışım ve düşünceyle dönüyoruz.

lena chamamyan1“Has” bizde “hümayun” gibi, yahut  İngilizce “royal” ya da İspanyolca “real” gibi, sultana mahsus mekanların önüne gelen bi’ sıfattır. Sultanın atlarını park ettiği ahır, hasahırdır mesela… Hasekilerini sıkıştırdığı oda, hasodadır; her pazar çimlerini biçtiği bahçe hasbahçedir. Hasburun da padişahımız efendimizin burnudur.

Yıldız Sarayı denince akla yalnız, Mahmut Şevket Paşa’nın “köhne Bizans’ın Yıldız burcunda ikamet eden baykuş” dediği, Sultan Hamid geliyor. Bununla birlikte birazdan aktaracağım anekdota kadar, aklıma hiç Sultan Hamid’i getirmemiş, hele biraz evvel yanından geçtiğimiz Yıldız Hamidiye Camii’nin önünde Ermenilerin suikastine uğrayan Sultan Hamid’in hasbahçesindeki konserin bir Suriyeli Ermeni şarkıcıya ait olmasına önem atfetmemiştim. DEVAMINI OKU

tarabya’da melody gardot…

07/07/2013 § Yorum bırakın

tarabyaalmankoskuİstinye-Yeniköy-Tarabya hattında Boğaziçi’nin en nefis yalıları bulunur. Alexandre Valluary’nin görkeminden gemilere yolunu şaşırtan Ahmet Afif Paşa Yalısı, bunun gibi yeni-barokun harikulade örneklerinden Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı, Mısırlıların bu yalı ve Hidiva Sarayı’ndan sonraki üçüncü sahil sarayları olan Sait Halim Paşa Yalısı bunların en meşhurlarıdır. Bunlar yanında Doktor Hulusi Behçet Yalısı gibi ismi az söylenen bir çok hazineye de yine hep bu sahil şeridinde tesadüf edilir. Karşıdaki Kanlıca’nın daha mütevazı ve belki daha Türk olan yalılarından farklı olarak serencamları da farklı olmuş, her biri hakkında “lanetli” söylentileri dolaşagelmiştir. Cezayirliyan Yalısı’nı mesken tutan Avusturya Konsolosluğu ile birlikte sahil daha diplomatik bir havaya bürünürken artık Tarabya’ya ulaşıldığı vakit ise yalılar yerlerini iki büyük köşke bırakır: Cumhurbaşkanlarının Florya Deniz Köşkü gözden düştükten sonraki yazlıkları olan Huber Köşkü ve Alman Büyükelçiliği’nin Yazlık Köşkü… Aynı semtte Fransız ve İtalyan sefaretlerine ait yazlık köşkler de bulunmakla birlikte, her ikisi de restore edilmediğinden çürüyüp kalmış, nihayet birincisi Marmara Üniversitesi’ne tahsis edilmiş, ikincisi ise Huber gibi enfes bir D’Aronco yapısı olmasına rağmen yıkılmaya terkedilmiştir. İspanya ve Rusya konsolosluklarına ait yazlık köşkler ise daha ilerde, Büyükdere’dedir.

melody gardot2Almanlar diğer elçiliklerden farklı olarak buradaki binalarını kendileri yaptılar. Wilhelm Dörpfeld’in Yunanistan’da çalıştığı halde bu köşkü bu kadar Boğaziçi mimarisine ve Türk ruhuna uygun çizmesi hayret verici ve her türlü takdirin üstündedir. Çok iyi muhafaza edilen ve yakın zamanda Alman-Türk Diyaloğu yahut Tarabya Kültür Akademisi gibi isimler altında kültür sanat işlerinde kullanılmaya başlanan köşkün bir konser mekanı olarak kullanılması ise galiba bir ilk… Kimin aklına geldiyse, aklını seveyim –kinâye içermez.

DEVAMINI OKU

café central’de caz…

18/09/2012 § Yorum bırakın

Plaza del Ángel, 10 numara… Böyle daima arkasında bir şeylerin olup bittiği duygusu veren ve her defasında size bi’ şeyler vadeden kapıları seviyorum. Bu yüzden her akşam bu kapının önünden geçerken, ya içeri girmenin heyecanını ya dışarıda kalmanın burukluğunu duyuyorum. Madrid’te caz işleri bu kapının arkasında dönüyor. 30 yıllık hikâye; Café Central…

DEVAMINI OKU

festival notları & pink floyd…

22/04/2012 § Yorum bırakın

Nisan ayı, festival ayı… İKSV sayesinde yılın bu zamanını, gökyüzünde hacı leyleği, Boğaziçi’nde erguvanı, Baylan’da kup griyeyi, Moda Sahili’nde önümüzden sanki biz yetişemeden demir almış birer Sefine-i Nuh gibi geçen ada vapurlarını ve ada vapuruyla önlerinden geçerken uzaktan sakız ağaçlarının altında sevişmelerini izlediğimiz Modalı âşıkları, lüferin tezgâha inmesini, ilk mahyanın uyanmasını, bahçede lâleyi, pazarda enginarı ve müptelâsına kendini fellik fellik aratan çavuş üzümünü beklediğimiz gibi bekliyoruz. İyi şeyler başımıza yılda bir defa geliyor. Film festivali gibi… Bu festivalin İstanbul şehir takviminde artık başka türlü dolmaz bir yeri var. Yine bu sene şehrin caddelerine, sokaklarına, salonlarına festival bir cemre gibi düştü. Bahar geldi. Önümüzdeki haftadan itibaren lâlelerin tamamen açmasıyla iklim büsbütün değişecek ve ne zaman ki mevsimleri iyi tanıyan bir İstanbul hanımı bir muvakkit edasıyle ilk kez “Aman, enginarlar da hep kılçıklandı!” diyecek, bahar sessizce İstanbul’dan çekilecek… Tâ ki, gelecek senenin film festivali için gong çalana dek… DEVAMINI OKU

emirgân, ladino ve birkaç şey daha…

29/03/2012 § 1 Yorum

Foto: Hans Speekenbrink

Pazar gecesi sanırım uzun süredir önünde dolaştığım bir eşiği geçtim. Bu bir çeşit şahsi rönesans, nevruzun dört gün sonrasına denk geldi. Dört gün gecikmeyle ancak, baharın kapısından girdim. Dört bir yan Emirgân’dı ve Boğaz sonsuz güzeldi ama galiba Mor öteden çağırmasa tek başıma yapamayacaktım. İki yıl önce verilmiş bir söz üzre beklediği yere gittim. O şarkı söyleyecekti. Ve ben dinleyecektim. O kadardı. Ama niçin hâlâ boşlukta hayalini arar gibi bakıyorum? Davetkâr sesi, dansı, büyüsü, gülüşleri, “yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri”, “işveyle devriliş, saçılış örtünüşleri”
DEVAMINI OKU

esmer yıldızım…

20/12/2011 § Yorum bırakın

Sanırım Tanrı’nın yalnız biz görelim, seyredelim ve hayran olalım diye aramıza saldığı varlıklar var. Dün gece bunlardan biri Harbiye’de karşımızdaydı. Yalnızca sahneye bir sandalye atıp karşımızda otursaydı bile, galiba ben yine ona hayran olurdum. Ama o şarkı da söyledi. Ve belki de beni etkilemenin en kolay yolu şarkı söylemek olduğundan dün gecenin hayali hala gözümün önünden dağılmıyor.

Müzik dediğimiz şeyin basit bir mantığı vardır. Birisi ritim tutarak yekpare iken geçtiğini farkedemediğimiz zamanı sayar ve bir başkası sesi, artık aralıklarını bildiğimiz bu tezgaha bir iplik gibi geçirir. Bir duyguyu dokumak gibidir. Ancak öyleleri var ki bu işi yaparken her bir ilmeğine bir olağanüstülük katıyor. Estrella Morente’yi CRR sahnesinde izlerken soluk alıp vermek, göz kırpmak, alkış tutmak gibi bizim de zamanı insiyaki olarak saydığımız alışkanlıklarımın bile düzenleri şaştı. Ve çıktığımda adımlarım ve kalbim uzun süre eski sıradan ritimlerine giremediler. DEVAMINI OKU

aya irini’de bir akşam…

19/12/2011 § Yorum bırakın

Yazdan kalma bir kış gününün akşamında, dün Diego’yu dinlemek için Aya İrini’deydik…

Karşıya geçmek için erkenden iskeleye gittim. Lodos fena vuruyordu ve mecburen bindiğim Karaköy vapuru haricinde bütün seferler iptal edilmişti. Bu yüzden karşının bütün yolcusu, bir hafta sonu akşam vapurunda rastlanmayacak şekilde, tıkış tıkış tek vapura doluşmuştu. Sıcak rüzgar vapuru bir hayli sallarken, iki sene her sabah Diego’nun “Y aunque tú ♪♩♫ diye ünleyen sesiyle uyandığım ve uyku sersemliğinin ağırlaştırdığı yarı flamenko yarı bolero adımlarıyla duşa gittiğim sabahları hatırlayıp içimden tekrarlıyordum; “…tiene lágrimas negras, tiene lágrimas negras ♬♪♫ ♬♪♫” Şarkının acıklı sözleriyle hiç bağdaşmayan aynı aptal gülümsemeyle etrafımı süzerken, bilmem hangi gailelerle karşıya geçmek isteyen insanlar arasında, çalan şarkı bitmeden telefonunu açmayanlar veya benim gibi şarkıyı dinleyebilmek için alarmı susturmayanlar ya da hayatında bir kez olsun duş başlığını mikrofon gibi eline alıp şarkı söylemiş olanlar var mıdır diye düşündüm. Böyle bir yabancıya denk gelsem, herhalde günde iki kez, her sabah ve akşam, yaptığım bu yolculukta zihnimden geçenleri paylaşmak üzere şöyle iki lafın belini kırmak isterdim. Haydarpaşa İskelesi’ni niçin Haydarpaşa Gar’ından daha çok sevdiğimi anlatabilir, Selimiye Kışlası’nın hangi penceresinde bir hayalet yaşadığına inandığımı gösterebilir, Kadıköy Mendireği üzerine tüneyen karabatakların bir daldılar mı kaç metre ötede su yüzüne çıkacağı üzerine iddiaya tutuşabilir ve Harem Otogarı ile Haydarpaşa Limanı yerine kaç kez yapıp yapıp yıktığım taş binaların oluşturacağı Kadıköy siluetini havaya parmağımla çizebilirdim. Bu imkanı bulamayınca ne kadar bahtsız olduğumu bir kez daha anladım. Çünkü bana mutluluk veren şeylere ancak bilet alarak katılabiliyordum. Ve böylece konser biletimi daha bir sıkı tutarak Aya İrini’nin yolunu tuttum.

DEVAMINI OKU

Where Am I?

You are currently browsing the Müzik category at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.