yeni cami hünkâr kasrı…

02/11/2013 § Yorum bırakın

İnsan kendine günlük küçük oyunlar uydurmazsa rutinini sevemez ve rutinini sevmeyen kişi yaşamaya katlanamaz. Gündelik hayatıma dair bu türden ufak heyecanlarım olduğu ve bunları bana çoğunlukla yine ufak dikkatler karşılığında yaşadığım şehir sağladığı için kendimi şanslı sayıyorum. Bunların ilki, her sabah vapurdan inip Yeni Cami’ye doğru seğirttiğimde köşede binbir yeni ilhamla beni bekler. Bu heyecan, küfeki taşından enfes bir geçidin içinden geçmek zorunda olmaktır. Günlerin telâşı içinde aynı güzergâhı kullanan hemşehrilerimin pek azının dikkat buyurduğu Hünkâr Kasrı’nın altındaki sivri tonozlu geçit, karşıma bir imkansız Escher yapısı gibi dikilir. Yeni Cami Hünkâr Kasrı 3Eğikliği, nispetsizliği, imkânsızlığıyla çok def’a buradan bir başka dünyaya, bir başka boyuta, bir başka mantığa geçtiğimi kurarım. Ne var ki bu kabaltının ucunda beni karşılayan, hemen dâima, çeyiz bohçalarını doldurma derdine düşmüş zavallı ana kızların yolunu gözleyen at hırsızı kılıklı hanutçulardır. Yine de geçidin ilham ettiği hayâllerle Rızapaşa Yokuşu’nun başına kadar oyalanırım. Bir müddettir rutinimin bir parçası da tam burada daldığım yerden çıkmaktır. Buraya geçen sene bir “meçhul manifaturacı” heykeli diktiler. Fakat kâidenin üstünde “Manifaturacı Draper” yazdığından, gelen geçen bunun gayrımüslim azınlıktan Draper isimli meşhur bir manifaturacıya ait olduğunu sandı, hâlâ da sanır. Gelgelelim “draper” aslında manifaturacının İngilizcesinden başka şey değil. Ahâlinin kabahati yok; ah şu artık taşlara kazınan yabancılara yaranma çabamız! Mister Draper’e huysuzlandıktan sonra ekseriya bir kaç kez arkamı döner bakar, bir gün kendi filmimi çekecek olursam mutlaka o tonozu çekim mekânı olarak kullanmayı düşlerim. Makaraya alınmayı bekleyen ve bir çoğu beklerken zihnimden siliniveren kaç sahnem var orda… Sultanhamamı esnafının çoktan başlamış yaygarasını; çamaşırını, perdesini, havlusunu arkamda bıraktıktan sonra sanki gerçek bir seçim yapacakmış gibi Mercan ve Mahmutpaşa tarafına kaçamak bir bakış atar ve kendimi her seferinde yine Rızapaşa Yokuşu’na vurarak üniversitedeki işime doğru çıkmaya başlarım.Yeni Cami Hünkâr Kasrı 2

Her sabah aynı şeylere dikkat ederek ve fakat her dikkatimi bu defa farklı bir iz bulacakmış gibi zihnimde evirip çevirerek Beyazıt’a kadar sürdürdüğüm bu yolculuğun güzergâhını hemen keşfetmedim. Vakıa Eminönü’nden Süleymaniye’ye çıkmanın türlü yolu vardır. Herkes meşrebine göre; kimi kestirmesini, kimi tenhâsını, kimi gölgeliğini, kimi dik olmayan tarafını arar; kimi yolunu uzatmak pahasına selamını almak istediği bir esnafa uğrar. Bense akşam iş dönüşü, suyun akıp yolunu bulması gibi, bir defa, üç defa, her defa kendimi behemehal geçilmesi gereken bir yol gibi Hünkâr Kasrı’nın altındaki geçidin önünde bulduktan sonra geliş için de aynı yolu kullanmaya başladım.

Hünkâr Kasrı’nı aramızda böyle şahsi bir râbıta bulunmasından âzâde olarak beğenirim. Bağlı bulunduğu mâbedin tereddütsüz en güzel kısmı olmakla kalmaz, bütün İstanbul’da eşi bulunmaz bir yapı olarak karşımıza çıkar. Bânisi Hatice Turhan Sultan, güzellikte, zerâfette, millilikte Hünkâr Kasrı ile yarışan tam karşıdaki türbede yatmaktadır. Bunların çaprazında yer alan ve yine vâlide sultanın adını taşıyan harikulâde sebille birlikte bu nokta İstanbul’un en İstanbul köşelerinden biridir. O kadar güzel ve o kadar İstanbulludur ki sonraki devirlerde eklenen binaların mimarları da Mimar Davut Ağa’ya yetişmek için bütün hünerlerini göstermiş; Vallaury, Jasmund’la, Mimar Kemalettin, Vedat Tek’le yarışmıştır. Sebille türbe arasında İş Bankası Müzesi yer alır. Eski Postahâne-i Âmire, ilk postahanemiz… Sevimli binadır. Vâkıa postahane daha güzeline, Vedat Tek’in bir üst sokaktaki Büyük Postahane’sine taşınmıştır. Büyük Postahane, İstanbul’un en güzel binası olmak konusunda Mimar Kemalettin’in biraz ilerideki Dördüncü Vakıf Han’ı ile yarışır. Ve Jasmund’un yeşil miğferiyle tâ uzaklardan seçilen Germania Han’ı, Mimar Kemalettin’in Birinci Vakıf Han’ı ile burun buruna, bir Flatiron Binası, bir Metropolis Binası haşmetiyle yol ağzını tutmuştur. İş Bankası’nın karşısında Vallaury’nin Osmanlı Bankası bulunur ve bir kanadı kopmuşluğu yâni asimetrik yapısıyla Hünkâr Kasrı’nı tamamlar. Ve arada yine Vallaury’nin Hidâyet Camii, soylu görünüşüyle taklide düşmeden ve fakat küstahlık da etmeden Yeni Cami’ye refakât eder. Esas rakibi, postahanenin arkasındaki Vedat Tek yapısı, zarif Hobyar Mescidi olsa gerektir. Ve sonra taştan gülleriyle Vlöre Han… Art nouveau’nun pek bilinmediği semtte taş kesilme efsanelerinden fırlamış gibidir. İşte tüm bu güzelliklerin, hiç değilse bir kısmının, ilham kaynağı Hünkâr Kasrı ve Yeni Cami…

Yeni Cami, adı üzerinde büyük selâtin camilerinin en yenisidir ve yakından bakıldığında çinilerde olduğu gibi bazı malzemelerin kalitesizleştiği ve fakat kubbelerde olduğu gibi bazı çizgilerin de artık kemâle erdiği görülür. Bu camide hoşuma giden bir kaç şey var. Bunların kaynağı çoğunlukla bazı planlanmamış değişikliklerdir ve bana bu yönüyle Yeni Cami’yi bir başka sevdirirler. Evvelâ caminin yapımı neredeyse yetmiş sene sürmüş ve inşaat iki farklı patron, üç farklı mimar ve Allah bilir kaç farklı usta, kaç farklı el, kaç farklı dokunuş görmüştür. Bu nedenle ortaya çıkan şey, farklı zevklerin kaynaştığı Topkapı Sarayı’nda olduğu gibi daha spontan, daha yaşayan bir binadır. Sonra her türlü yıkıma karşı olsam da caminin dış duvarlarının Eminönü trafiği rahatlasın diye 1800lü yıllarda yıktırılmış olmasını bir şans olarak görüyorum. Dış avlunun meydana katılmasıyla cami hem bütün güzelliğiyle denizden görülür hale gelmiş, hem de etrafındaki semtle bütünleşmiştir. Diyorum ki, böyle abidevî binalara önce birer dış avlu yaparak etrafını imara kapatacak ve binanın diğer binalar arasında kaybolmasını engelleyecek; fakat bir zaman sonra avlu duvarlarını yıkarak binanın tecridini kaldıracak ve insanları binaya dokunur hâle getireceksin. İstenerek yapılmamışsa da Yeni Cami’de olan budur. Caminin etrafındaki açıklık böylece korunmuş, ancak yapı, her daim merdivenlerinde dinlenen yahut güvercin besleyen ziyaretçiler, müşteri bekleyen boyacılar, işportacılar ve dilenciler ile bir Süleymaniye’den, bir Sultanahmet’ten çok daha İstanbullu olmuştur. Nitekim caminin etrafında evvelden beri İstanbul hayatının en karakteristik tablolarına tesadüf edilir ve bu nedenle gerek gravürlerde gerek şehrin ilk fotoğraflarında en çok karşımıza çıkan mekânlardan biri Yeni Cami’dir.Yeni Cami Hünkâr Kasrı 1

Ramazan daima türlü bereketiyle gelir. Bu ramazan bir akşam vapura yetişme telâşıyla eve dönerken hep böyle dıştan görüp de içini öylesine merak ettiğim Hünkâr Kasrı’nda bir değişiklik farkettim: Kapısı açıktı. Bir heyecan dalgası yüzümü yalayıp geçerken çok şey ummamaya çalışarak girişe yaklaştım. Meğer yıllarca kapalı kalmış, depo olarak kullanılmış kasrı komşu İstanbul Ticaret Odası restore ettirmiş ve ilk defa ziyarete açmış. Girişin ücretsiz olmasına şaştım. İsteseler cüzdanımı oracığa bırakırdım.

Rampa şeklinde yükselen uzun galerisini olabildiğince yavaş çıktım. Işık hüzmelerinin camlardan kırılarak geçip altıgen yer karolarının üzerine düşüşü tam da hayal ettiğim gibiydi. Galerinin sonunda sizi alınlığında altın varaklı bir Kelime-i Tevhid levhası bulunan, kanatları sedef kakmalı, kemerli bir kapı karşılıyor. Kapıdan geçince ise mevsim birden maviye dönüyor. Duvarlar tavana kadar İznik çinileriyle kaplı. Daha girişte hemen karşınızda hayat ağaçları ve serviler, hayatla ölüm birer sarmaşık gibi birbirine dolanıyor. İç odalar da dev şömineleri de dahil olmak üzere çiniyle döşenmiş. Yalnız mavinin hakimiyetinde de olsa yer yer kırmızılar, yeşiller fışkırıyor. Tavanlar ahşap oymalı… Dehlizleri bölen iç kapıların kanatlarına da yine ustalıkla sedef kakılmış, fakat farklı olarak sövelerinde ahşap üzerine harikulade kalem işleri çalışılmış. İçeride kapı ve pencere kasalarında kalem işleri devam ediyor. Kalem işinin, Selimiye’nin müezzin mahfili üzerindekiler kadar ustalıklısını Edirne dışında -ki kalemişinin bu türlüsüne zaten Edirnekâri denir- ilk defa gördüm. Loş odaların havası yine beklediğim gibiydi. Bir sıra ahşap pervazlı dörtgen pencere ve üzerinde bir sıra kemerli aydınlatma penceresi var. Revzenleri yakından inceleyemedim ancak uzaktan vitraylarında yine serviler ve hayat ağaçları seçiliyor ve ışık, ölümün ve hayatın içinden geçerek köşe minderine çekilip Haliç ve Galata’yı izleyenlerin üzerine serpiliyor.

Sedat Hakkı Eldem ne derdi bilmiyorum ama bana öyle geliyor ki, “Türk evi” dediğimiz şeyin iskeletini bu kasır ve Sepetçiler Kasrı ile birlikte kuran Mimar Davut Ağa’dır. Her iki bina da her şeyden çok ve her şeyden evvel içinde bir Türk ailesi yaşasın diye yapılmış ve Türk yaşantısına uygun şekilde planlanmıştır. Ve sanki her bir taş yerine Türk duyuş ve zevkini okşasın diye konulmuştur. Bu iki Türk evinin Sarayburnu sahilinde bir kardeşleri daha vardı: Sinan Paşa’nın yine Mimar Davut Ağa’ya yaptırdığı İncili Köşk… Tren yolu yapılacak bahanesiyle “kör kazma”ya kurban gitti. Bir tek alt katı, o da metruk halde duruyor. Gravürlere bakıp bakıp ağlamak geliyor insanın içinden. Son zamanlarda mimarlarının Balyan Ailesi mi yoksa Seyit Abdülhalim Efendi mi olduğu konusunda bir tartışma yürüyen Dolmabahçe ve Beylerbeyi saraylarını izlerken insanın “eksik olan ne?” diye düşünüp çıkaramadığı şey, bu binalar karşısında ciğerlerimize kadar dolar. Bu bir ruhtur. Kimselere karşı ve kendimize karşı bile savunamadığımız ve fakat yokluğunda bir türlü rahat edemediğimiz ve huzuru bulamadığımız tarz-ı hayatımızdır. İnsan yeni saraylarımızı beğense bile içinde oturmak istemez ve ancak bu kasırlar gibi binaların sıcaklığında içinde yuva fikri uyanır.

Yine de sanırım ben kasrın asıl dış çizgilerini seviyorum. Sözgelimi duvarlar Sepetçiler Kasrı’nda olduğu gibi sırf kesme taştan mı olmalı, yoksa bunun gibi almaşık örgü mü olmalı; kesin bir yargıya varamıyorum. Ama o çıkmalar, cumbalar, kırma çatılar, payandalarla desteklenmiş geniş saçaklar, çıtalı saçak altları… İşte bunları seviyorum. Fakat Hünkâr Kasrı’nın asıl çarpıcı kısmı başka… Kasır, insanı evvela asimetrisi ile vurur. Bu konuda kesin kanaatim şöyle: Dörtgenler ve çemberlerden oluşan binaların ancak ilk inşa edilen yarısı sanattır ve diğer yarısı bir öncekinin reprodüksiyonundan ibarettir. Sonra, simetri binayı bütünüyle dekoratif hale getirir ve bu da mimariyi sanattan çok zanaate yaklaştırır. Müzikte armoni nasıl insan kulağında zaten mevcut olanı kullanmaya çalışıyorsa, mimaride de simetri insan gözüne asgari tatmini yaşatma peşindedir. Cemiyetin ortalama zevkini tatmin etmek zorunda olan selatin camilerinin hep simetrik olması boşuna değil. Araziye ve semtine uyumuyla, denemeleri ve yenilikçiliğiyle daha ince zevkli insanları baştan çıkaran ise ancak bazı mahalle mescitlerimiz oluyor. Bu yüzden, Hünkâr Kasrı’nda Yeni Cami’ye eklemlenmiş bir mahalle mescidi havası var.

Rampanın dış duvarında, zemindeki medrese kapılarını andıran küçük kapıların üzerinde, binayı daha da karmaşık hale getiren bir balkonlu yol vardır. Galeriyi -nedense dışarıdan- tonozun üzerindeki ara kata bağlar. Bu kasrın her bir ayrıntısının özenle işlendiğini gösteren şey bence, tam burada gövde ile galerinin birleştiği yerdeki taş mukarnestir. Baştan konulmasa kimse “niye yok” demezdi, fakat bugün kaldırsan kasır artık o eski kasır olmaz. Bu balkona sonunda çıkabildim. Ve tabi Nimet Abla Bahçekapı Gişesi’nin üzerindeki Vasilianus Burcu’nun tepesine de… Lunaparkta oyuncaktan oyuncağa koşturan bir çocuk gibiydim. Restorasyon ekibine ne kadar teşekkür etsem az… Çok titiz çalışmış, çok emek harcamışlar. Sonra tavanların bazı kısımlarını yenilemeden bırakıp, aradaki farkı görmemizi sağlamalarını çok takdir ettim. Europa Nostra’dan restorasyon ödülü almışlar, bunun için de ayrıca tebrik ederim. Darısı tam karşıda şimdi İl Özel İdaresi’nin restore ettirdiği Hatice Turhan Sultan Türbesi’ne…

Yeni Cami Hünkâr Kasrı 81Yeni Cami Hünkâr Kasrı 000Yeni Cami Hünkâr Kasrı 00Yeni Cami Hünkâr Kasrı 0Yeni Cami Hünkâr Kasrı 1Yeni Cami Hünkâr Kasrı 2
Yeni Cami Hünkâr Kasrı 3Yeni Cami Hünkâr Kasrı 4Yeni Cami Hünkâr Kasrı 5Yeni Cami Hünkâr Kasrı 6Yeni Cami Hünkâr Kasrı 7Yeni Cami Hünkâr Kasrı 8
Yeni Cami Hünkâr Kasrı 9Yeni Cami Hünkâr Kasrı 10Yeni Cami Hünkâr Kasrı 11Yeni Cami Hünkâr Kasrı 12Yeni Cami Hünkâr Kasrı 13Yeni Cami Hünkâr Kasrı 14
Yeni Cami Hünkâr Kasrı 15Yeni Cami Hünkâr Kasrı 16Yeni Cami Hünkâr Kasrı 17Yeni Cami Hünkâr Kasrı 18Yeni Cami Hünkâr Kasrı 19Yeni Cami Hünkâr Kasrı 20

Yeni Cami Hünkâr Kasrı, a set on Flickr.

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading yeni cami hünkâr kasrı… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: