tarabya’da melody gardot…

07/07/2013 § Yorum bırakın

tarabyaalmankoskuİstinye-Yeniköy-Tarabya hattında Boğaziçi’nin en nefis yalıları bulunur. Alexandre Valluary’nin görkeminden gemilere yolunu şaşırtan Ahmet Afif Paşa Yalısı, bunun gibi yeni-barokun harikulade örneklerinden Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı, Mısırlıların bu yalı ve Hidiva Sarayı’ndan sonraki üçüncü sahil sarayları olan Sait Halim Paşa Yalısı bunların en meşhurlarıdır. Bunlar yanında Doktor Hulusi Behçet Yalısı gibi ismi az söylenen bir çok hazineye de yine hep bu sahil şeridinde tesadüf edilir. Karşıdaki Kanlıca’nın daha mütevazı ve belki daha Türk olan yalılarından farklı olarak serencamları da farklı olmuş, her biri hakkında “lanetli” söylentileri dolaşagelmiştir. Cezayirliyan Yalısı’nı mesken tutan Avusturya Konsolosluğu ile birlikte sahil daha diplomatik bir havaya bürünürken artık Tarabya’ya ulaşıldığı vakit ise yalılar yerlerini iki büyük köşke bırakır: Cumhurbaşkanlarının Florya Deniz Köşkü gözden düştükten sonraki yazlıkları olan Huber Köşkü ve Alman Büyükelçiliği’nin Yazlık Köşkü… Aynı semtte Fransız ve İtalyan sefaretlerine ait yazlık köşkler de bulunmakla birlikte, her ikisi de restore edilmediğinden çürüyüp kalmış, nihayet birincisi Marmara Üniversitesi’ne tahsis edilmiş, ikincisi ise Huber gibi enfes bir D’Aronco yapısı olmasına rağmen yıkılmaya terkedilmiştir. İspanya ve Rusya konsolosluklarına ait yazlık köşkler ise daha ilerde, Büyükdere’dedir.

melody gardot2Almanlar diğer elçiliklerden farklı olarak buradaki binalarını kendileri yaptılar. Wilhelm Dörpfeld’in Yunanistan’da çalıştığı halde bu köşkü bu kadar Boğaziçi mimarisine ve Türk ruhuna uygun çizmesi hayret verici ve her türlü takdirin üstündedir. Çok iyi muhafaza edilen ve yakın zamanda Alman-Türk Diyaloğu yahut Tarabya Kültür Akademisi gibi isimler altında kültür sanat işlerinde kullanılmaya başlanan köşkün bir konser mekanı olarak kullanılması ise galiba bir ilk… Kimin aklına geldiyse, aklını seveyim –kinâye içermez.

Cuma akşamı yazlık köşkün bahçesinde gerçekleşen Melody Gardot konserine, dünyanın en güzel kızı tarafından davet edilmiş olmam gerçeği dışında, daha ziyade mekan yüzünden gittim. Nitekim gözümü sahneden yahut bir minderi paylaştığım fıstıktan ayırabildiğim nadir anlarda hep etrafa, köşkün sekizgen kulesine, ufak balkonlarına, ahşap pervazlarına, müştemilata, bahçenin peyzajına dikkat ettim.

Serin bir Boğaziçi akşamıydı. Sponsorların dağıttıkları şallara bürünmüştük. Daha iki hafta önce doğumgünümde bana Aya İrini’nin balkonundan izlettirdiği medieval grubu L’arpeggiata ve fadocu Mísia konserine bu da eklenince ne kadar şanslı bir adam olduğumu düşünerek Melody Gardot’u bekliyordum. Gardot’nun ilk albümlerini çokça dinlemiş olmama rağmen bu konserin de dahil olduğu turneyle tanıtımı yapılan son albümünü pek dinleme fırsatım olmamıştı. Öte yandan, Melody Gardot nedense aklımda hep o çok beğendiğim “Over the Rainbow” coverı ile kaldığı için bana sanki daha çok caz standartlarını söylüyor gibi geliyordu. Bu yüzden meraklıydım ancak konserden beklentim çok da yüksek değildi. Fakat doyumsuz bir konser oldu.

melody gardot

Melody Gardot, sahneye çıktığı andan indiği ana kadar sahnedeki hakimiyetini bir an elden bırakmadı. Sonsuz sempatik; seyirciye takılıyor, orkestraya takılıyor, evsahibi büyükelçiye takılıyor… Güleryüzlü; benim gibi huysuz bir adamı bile neşelendirebiliyor. Bunun yanında çok yönlü bir müzisyen olduğunu belli eden üç mahareti var: Öncelikle yalnız solist değil; vokali kadar piyanosu ve gitarı da kuvvetli… Sonra, yalnız İngilizce değil diğer dillerde de temiz şarkı söylebiliyor. Evvelki albümlerinde yabancı dilde yalnız Fransızca söylediği “Les Etoilles” vardı. Bu albümüne birden fazla Portekizce şarkı almış. Bunları ve üstüne Cesária Évora anısına albümde yer almayan meşhur “Saudade”yı söyledi. Her birinde kusursuzdu. Nihayet cazdan diğer türlere, bilhassa bluesa çok rahatlıkla geçebiliyor. Tüm bunlar yanında Melody Gardot’nun, sesinde kayıtlarda duyulmayan ve canlı dinlemeden asla anlayamayacağınız bir büyü bulunan şarkıcılar soyundan olduğunu söylemeliyim. Sesinin konuşurken bile insanda şarkı söylediği hissini uyandıran çok lezzetli ve davetkar bir tınısı var. Bu sebepten şarkı aralarındaki konuşmalarını bile büyük zevkle dinledim. Deniz tanrıçası Iemanja’ya söylediği aynı adlı son şarkıda artık hepimiz ayakta dans ediyorduk. Tarabya’nın ismine uygun şekilde bir tür müzik terapisi yapıyor gibiydik. Çıkışta müzik susmuş olmasına rağmen omuzlar oynuyor, kalçalar sallanıyor, yüzler gülüyordu…

P.S Alman Büyükelçiliği Tarabya Yazlık Rezidansı’nın tarihçesi için Martin Bachmann’ın “Tarabya : Alman Büyükelçisi’nin Boğaziçi’ndeki Tarihi Yazlık Rezidansının Tarihçesi ve Gelişimi” isimli kitabına göz atmakta fayda var.

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading tarabya’da melody gardot… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: