salamanca’dan alcalá’ya hac…

19/05/2013 § 2 Yorum

Üniversitenin tarihi biraz da hukuk fakültesinin tarihidir. Çünkü üniversite eğitimi hukuk eğitimiyle başlar. XI. asır Bolonya’sında yurttaşlarının borç ve fiillerinden kolektif şekilde sorumlu tutulan çeşitli milletlere mensup yabancılar kendilerine hukuk öğretmeleri için hoca tutmaya başlarlar ve işte bu hukuk dersleriyle dünyanın ilk üniversitesi olan Bolonya Üniversitesi’nin temelleri atılmış olur. Yine bu dönemde daha önce İstanbul’da derlenmiş olan fakat beş yüz yılı aşkın süredir yeniden keşfedilmeyi bekleyen Roma hukukunun kutsal kitabı Corpus Iuris Civilis’e küçük şerhler (glossa) yazılmaya başlanır ve Bolonya’da yetişip ülkelerine dönen şarihler (glossator) halen Kıt’a Avrupası’na hakim olan hukuk sisteminin iskeletini kurarlar. Görüleceği üzere bu hukuk, Anglo-Sakson hukukundan farklı olarak uygulamada şekillenen, hakimlerin yarattığı bir hukuk değil; en başından beri akademi kaynaklı bir hukuktur. Bu nedenle üniversite, bilhassa Kıt’a hukukçuları için ayrı bir önem taşır.

unis

Bolonya Avrupa’daki başka küçük şehirlere de örnek olmuş ve bugüne kadar öğrenci şehri olma geleneğini sürdüren çeşitli üniversite şehirleri ortaya çıkmıştır; Portekiz’in Coimbra’sı yahut Almanya’nın Heidelberg’i gibi… Hepsinde esas olarak kanonik hukuk, medeni hukuk, tıp, teoloji ve lingüistik eğitimi verilmekte; diğer ilimler ise üniversite ünvanı taşımayan daha alt kademedeki okullarda öğretilmekteydi. Bu köklü üniversitelerden ikisi de İspanya’dadır: Dünyada ilk kez resmen “üniversite” ünvanını kullanan Salamanca Üniversitesi ve dünyanın ilk kampüsünü kuran ve bugün mirasını Complutense ve Alcalá Üniversitelerinin paylaşamadığı Alcalá de Henares’teki üniversite… Yüzyıllarca İspanya’nın bütün devlet kadrolarını, ilim adamlarını, sanatçılarını bu iki rakip üniversite yetiştirmiştir. Genç bir hukukçu akademisyen olarak İspanya’da bir çok üniversiteyi, hukuk fakültesini, adliyeyi dolaştım ancak hiçbirinden bu ikisi kadar etkilenmedim.

Salamanca Üniversitesi

Salamanca, Bolonya’dan sonra Avrupa’nın aralıksız olarak eğitimine devam eden en eski ikinci üniversitesi ve Papa’nın tanıdığı imtiyazla “universitas” ünvanı alarak resmen üniversite ilan edilen ilk üniversitesidir. (Oxford’un kuruluş tarihi şüphelidir ve Paris’in eğitimi ise aralıksız değildir.) Eğitime 12. yy’ın ilk yarısında (~1134) başlar, 1218’de kral tarafından üniversitelerin ilk şekli olan “studium generale” olarak tanınır ve 1254’de Papalık tarafından “üniversite” ilan edilir.

Doğrusu Salamanca gibi kimlikli memleket zor bulunur. Şehir bir üniversite şehri, üniversitesi de şehir üniversitesidir. Üniversite öğrencileri dışında ülkeye dil öğrenmeye gelenlerin büyük çoğunluğu da buradaki kurslara devam etmektedir. Böylelikle şehir tam bir öğrenci yuvası halini almıştır. Sokakları ise hala insanı Stendhal romanlarında gibi hissettirir. Dominikenlerin, Fransiskenlerin, Cizvitlerin, Karmelitlerin, Agustinyenlerin hep ayrı ayrı kiliseleri, manastırları, tekke benzeri toplantı yerleri vardır. Binaların bizdeki klasik medrese planına benzer şekilde iç avluları bulunur. Tarihi şehir merkezi hep sarı taştan ve genelde plateresk üslupta inşa edildiğinden manzara yekparedir.

Üniversite uzun yıllar Papalık’ın idaresinde kalmış. Şehre özel tipografiyle, taş duvarlara kırmızı boyayla yazılan kelimeleri görünce yalnızca üniversite (universitas) kelimesini değil bütün akademik terminolojiyi (fakülte, dekan, rektör, senato vs.) o yılların papaz okullarından tevarüs etmiş olduğumuzu anlıyorum. Yalnız işte herhalde sekülerizmin tarihinde bir yeri olsa gerektir; bir sınıfta teoloji ve kanonik hukuk dersleri verilirken hemen yandaki sınıfta lâdînî medeni hukuk (Roma hukuku) dersleri veriliyordu. Rönesans döneminde Salamanca ekolü liberal görüşleriyle öne çıktı. Doğal hukuk kavramını yeniden formüle edip insan haklarından bahsetmişler, Amerika yerlilerinin de bunlardan yararlanması gerektiğini söylemişlerdi. En önemlisi ise ius gentium‘u teorik olarak açıklayarak modern uluslararası hukukun temelini atmışlardı.

Bir semboller ormanı olan üniversite ana kapısından geçtikten sonra hem kanonik hukuk hem medeni hukuk sınıflarında sıralara oturup, yüzlerce yıl öncesinin hukuk talebelerini, benim gibi çömez araştırmacıları düşündüm. Bir benzer heyecan, bir tanıdık telaşa rastlarım diye doktora salonunda (paraninfo) yine benim gibi doktor adaylarının hatıralarını aradım. Bugün dahi akademiye inancımı yitirdiğim anlarda aklıma hep Salamanca’nın avluları, koridorları ve muhteşem eski kütüphanesi gelir. Yalnız diğer yandan her ikisi de Salamanca’da hukuk okuduktan sonra edebiyata yönelen büyük oyun yazarı Calderón de la Barca ve büyük şair Góngora’nın isimleri de her an “satmışım anasını” diyebilmek için insana kuvvet vermiyor değil.

Fachada 1Patio de EscuelasFachada 2Fachada 3Tipografía Salmantina 1Avlu 1
Avlu 2Avlu 3Dil Sınıfı (Aula de Lenguas)Doktora Salonu (Paraninfo) 1Doktora Salonu (Paraninfo) 2Doktora Salonu (Paraninfo) 3
Doktora Salonu (Paraninfo) 4DuvarEscuelas Menores 1Escuelas Menores 2Escuelas Menores 3Escuelas Menores 4
Escuelas Menores 5Escuelas Menores 6Escuelas Menores 7Kanonik Hukuk Sınıfı (Aula de Derecho Canonico) 1Kanonik Hukuk Sınıfı (Aula de Derecho Canonico) 2Kanonik Hukuk Sınıfı (Aula de Derecho Canonico) 3

Complutense ve Alcalá Üniversiteleri

Alcála de Henares, Madrid yakınlarında küçük bir üniversite şehri… Arapça ismi Alcála (El Kal’a), Latincesi Complutum… Cervantes’in doğduğu şehir… “İspanyolcanın Yolu” (Camino de la Lengua Castellana) burda başlar Salamanca’ya uğrayıp Cervantes’in ömrünün bir kısmının geçtiği ve bir diğer köklü üniversiteyi barındıran Valladolid’e doğru kuzeye sapar. Vakıa Cervantes düzenli eğitim almamıştır ama İspanyol edebiyatının büyükleri bu üç üniversitede yetişmiş ve bu güzergahta doğmuş yahut yaşamıştır. Adı İspanya’da Cervantes kadar büyük olan Lope de Vega ve Fransisco de Quevedo Alcála’da okumuş, İspanyolca’nın ilk gramerini yazan Antonio de Nebrija Salamanca’da okuduktan sonra İtalya’ya gidip Bolonya’dan mezun olmuş ve gelip Alcála’da çalışmaya başlamıştır.

Alcála’daki “studium generale” 1293’te kurulur, 1499’da ise devrin kudretli kardinali Cisneros’un himmetiyle “universitas” olur. Hem Complutense hem Alcála’nın armalarındaki kuğular aslında Kardinal Cisneros’un armasında yer alır ve tarihi üniversite binasındaki bir çok kabartmada da bu kuğular göze çarpmaktadır. Üniversitenin merkezi 1836’da Madrid’e taşınmış ve adı Universidad Central olmuştur. O güne dek muhafaza edilen Alcála de Henares’teki tarihi binalar ise 1977’de üniversiteden ayrılarak bağımsız bir üniversite haline getirilmiştir. Artık Madrid’teki üniversitenin adı Complutense Üniversitesi (Complutum Alcála’nın Latince adı olup complutense Alcálalı demektir), Alcála de Henares’teki üniversitenin adı ise Alcála Üniversitesi’dir. Bugün her ikisi de kendisini eski üniversitenin tek ve gerçek varisi olarak kabul etmektedir.

Tarihi Alcála Üniversitesi’nin yüksek öğretim tarihindeki yeri dünyanın ilk yerleşkesine yani kampüsüne sahip olmasıdır. Birlikte gezdiğim hanımın anlattıklarına göre, ilk dönemlerde hem öğrenciler hem hocalar zorunlu olarak üniversitede ikamet etmekte, üstelik burada adeta birer kalebent gibi yaşamaktadırlar. Üniversitenin kendi “yasa”sı ve hapishanesi vardır. Kurallar sert ve cezalar ağırdır. Üniversite dahilinde Latinceden gayrı dil konuşmak yasaktır. Bir şehir üniversitesi olan Salamanca ne kadar özgürlükçülüğüyle tanınıyorsa, yerleşke üniversitesi olan en büyük rakibi Alcála bir o kadar disipliniyle ün yapmıştır. Oldukça gösterişli olan doktora salonunda (paraninfo) doktora savunmaları haftalarca sürmektedir. Doktor adayının savunma tamamlanmadan salondan çıkması mümkün değildir; bitene kadar orada yatıp kalkmaktadır. Savunmaya bütün öğrenciler katılır ve her isteyen adaya soru sorabilir. Aday yalnız kendi konusundan değil bütün konulardan sorumludur. Sağındaki ve solundaki kabinlerde adayın aklını karıştırmakla görevli akademisyenler bulunur. Başarısız olursa salonun bir kapısından diğer öğrencilerin alay ve aşağılamaları arasında dışarı atılacak, başarılı olursa daima kapalı tutulan ve yalnız doktorların kullanabildiği diğer kapıdan doktor olarak çıkacaktır.

Bugünün Alcála Üniversitesi yeni yeni gelişiyor. İspanyol üniversitelerinin en büyüğü olan Complutense’nin ise tıp ve eczacılık fakülteleri oldukça gösterişli iken hukuk fakültesi biraz bakımsız kalmıştır. Eski kaynaklar için kütüphanesinden yararlandım ancak kütüphane ve kadro bakımından çok daha iyilerini gördüm. Salamanca ile aralarındaki rekabet konusunda ise; kampüslerin bir miktar akademiyi toplumdan tecrit ettiğini söyleyebilirim. Geçen yüzyıllarda birine devam edecek olsaydım herhalde daha özgürlükçü olan Salamanca’yı tercih ederdim. Bugünün üniversitelerinde ise zaten baskıcı yönetimler yok. Bunu hemen her üniversiteye daha girişinizde anlayabiliyorsunuz. Mesela üniversitelerdeki güvenlik anlayışı Türkiye’den önemli derecede farklıdır. Hiçbirinde güvenlik görevlisine ya da kimlik soran başkaca görevlilere veya giriş turnikelerine rastlamadım. Binalar kamuya bir başka deyişle herkese açık. Öğrenci protestolarına bir çok yerde tesadüf etmiş olmakla birlikte müdahale edildiğini yahut olay çıktığını görmedim. Aslında sıkı güvenlik anlayışının olayları teşvik ettiği düşünülebilir. Madem “bugün”den bahsedeceğiz tam yapalım:

Calle Mayor 2Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 1Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 2Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 3Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 4Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 5
Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 6Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 7Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 8Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 9Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 10Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 11
Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 12Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 13Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 14Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 15Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 16Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 1
Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 2Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 3Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 4Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 5Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 6Alcalá Üniversitesi (Colegio Mayor de San Ildefonso) 17 - Paraninfo (Doktora Salonu) 7

Alcalá de Henares, a set on Flickr.

İspanyol Üniversitelerinin Bugünü

İspanya’da Barselona’daki Pompeu Fabra ve Madrid’teki Madrid Otonom Üniversitelerinin hukuk fakültelerinde ve kütüphanelerinde çalışma fırsatı buldum. Pompeu Fabra, 1990’da kurulup kısa sürede mucize yaratan bir üniversite… Binaları güzel, işleyişi modern, kadrosu sağlam… Bugün açık ara İspanya’nın en çok akademik yayın yapan üniversitesi… Nitekim ülkenin uluslararası sıralamalara girebilen yegane yüksek öğretim kurumu haline geldi. Hukuk fakültesinde akademik personel çalışkan, liyakat esas… Kütüphanesinde çok rahat çalışılıyor. Akşamına Barselona’dan ayrılacağım gün öğlen bana lazım olan bir kitabı görevlinin saatler içinde başka bir kütüphaneden getirtip önüme koyuşunu ve yine dışarı çıkartılamadığı için getirtemediği başka bir kaynak için bir şevkle kroki çizerek beni Barselona Barosu Kütüphanesi’ne yollayışını hala hatırlarım.

unis2

Madrid Otonom Üniversitesi’nde nispeten daha uzun çalışma ve fakülteyi daha yakından tanıma fırsatım oldu. UAM, İspanya’nın en çok atıf alan araştırmacılarını barındıran üniversitesidir. 1968’te kurulup Madrid’in biraz dışındaki kampüsüne yerleşmiştir. Hukuk fakültesine bağlı dört bölüm vardır: Hukuk, Siyasi Bilimler, Hukuk ve İşletme, Hukuk ve Siyasi Bilimler. Dört bölümdeki toplam öğrenci sayısı 4000 kadar, öğretim üyesi sayısı ise 200 civarındadır. Böylelikle 20 öğrenciye 1 öğretim üyesi düşmektedir ki bu oldukça iyi bir sayıdır. Mesela benim alanım olan ceza hukuku kürsüsünde çoğunluğu profesörlerden oluşan 19 öğretim üyesi görev yapmaktadır. Düşünün ki tek bir bölümü ve neredeyse 10000 öğrencisi olan İstanbul Hukuk’ta aynı alanda çalışan sadece bir profesör ve iki yardımcı doçent var. Öğretim üyesi başına kaç bin öğrenci düştüğünü varın siz hesaplayın. Öte yandan UAM’ın hukuk kütüphanesinde yaklaşık 200.000 kitap, 3000 farklı dergi bulunuyor. Açık raf sistemi uygulandığından her isteyen kitaplara kendi kendine ulaşabilmektedir. Yani yine mesela İstanbul Hukuk’taki gibi “kartoteksten kitap ismi bul, fişe yazıp görevliye ver, bekle ki kitap gelsin” sistemi yoktur. Ödünç uygulamasından ziyaretçiler de yararlanabilmektedirler.

Üniversite yerleşkesindeki maddi koşulların Türkiye’den önemli ölçüde iyi olduğu söylenemez. Bu durum, maddi kaynak sıkıntısının üniversiteler için birincil sorun olduğu görüşünün bir yanılgı olduğunu düşündürmektedir. UAM Hukuk’ta asıl olarak akademideki zihniyetin ne kadar farklı olduğunu gözlemledim. Mesela, mesai saati uygulaması yoktur. Her akademisyen haftada bir gün öğrencilerle görüşme saatini kendisi belirlemekte, bu saatler ve dersler haricinde çalışmalarını nerede ne şekilde yürüteceğine kendisi karar vermektedir. Sonra akademisyenlerin ders yükleri az olduğundan yurt dışı konferanslara ve araştırma faaliyetlerine bolca zaman ayırabilmektedirler. En önemlisi akademik özgürlük üst düzeydedir. Sözlü sohbetlerimizde akademide mobbing, stalking ve bullying vakalarına karşı Franco’nun ölümünden bu yana etkin mücadele edildiğini söylediler. Hiyerarşi hemen hiç yoktur. Araştırma görevlileri, gerçekten araştırma görevlisidirler; kimsenin asistanı değildir. Gerek akademik gerek idari nitelikteki kadrolar içerisinde dekanlar yahut bölüm başkanları gibi yetkili olanlar yalnızca “primus inter pares”tir. Bu “primus inter pares” lafını beni davet eden profesör arkadaşım Manuel Cancio, anabilim dalı başkanı Enrique ve fakültenin bizim gibi ceza hukukçusu olan mütevazı dekanı Fernando’yla dörtlü sohbetimizde Fernando’yu kastederek söyledi. Zaten görülüyordu ki, kürsü başkanlığı yahut dekanlık gibi idari görevleri herkes birbirinin üzerine atmaya çalışıyor, bütün vakitlerini akademik faaliyete ayırmak istiyorlardı. Eşiyle birlikte beni evlerinde akşam yemeğinde ağırladıkları bir akşam Türkiye’de artık ayyuka çıkan bazı ahlaksızlıklardan bahsettiğimde eşinin gözleri fal taşı gibi açılmıştı da Manuel hiç şaşırmamıştı. “Burda da benzer şeyler olurdu” demişti “Franco zamanında”

İspanya’da uzun zaman sonra akademisyen olmanın tadını aldım. Biraz da kıskandım tabi… Ne diyelim inşallah yakın zamanda Türkiye’de de güneş açar…

Tagged: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

§ 2 Responses to salamanca’dan alcalá’ya hac…

  • Hamide Zafer dedi ki:

    Aykut eline sağlık. Okuyunca oraya gelip o üniversiteleri gezmek istedim. Kalemine sağlık… Barış da İspanya’daki üniversitelere gitmişti. Bence çok güzel birşey yapıyorsun. İyi çalışmalar. İnsan günlerce içinden çıkmak istemiyor değil mi?

    • aykutalp dedi ki:

      Hocam, teşekkür ederim. Kısmet olursa belki bir gün bir bilimsel etkinlik vesilesiyle Türkiye’deki cezacılar topluca gider gezeriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading salamanca’dan alcalá’ya hac… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: