festival günlüğü (dört)…

21/04/2013 § Yorum bırakın

Festivali bitirdik. Mart sonu bizi yine kış uykusundan uyandırıp sokağa çıkardıktan ve Beyoğlu, Kadıköy, Nişantaşı dolaştırdıktan sonra festival, yerini erguvanlara bırakarak aramızdan çekildi. Bu türden bir koşuşturmacayı artık herhalde Film Ekimi’ne kadar bırakacak ve -vizyon filmlerinden pek umudum olmadığından- yine DVD’lere döneceğiz. Ama geçen haftasonu biten festivalin ağızda bıraktığı güzel tat uzadıkça ister istemez filmler üzerine düşünmeye devam ediyoruz.
            

  2012
Kon-Tiki
Yönetmen: Joachim Rønning, Espen Sandberg
Oyuncular: Pål Sverre Valheim Hagen, Anders Baasmo Christiansen, Gustaf Skarsgård, Odd Magnus Williamson

Kuzey sinemasında başı İsveç çeker. Daha sessiz film döneminde yönetmen Victor Sjöström ve büyük oyuncu Greta Garbo’yu Hollywood’a ihraç etmeyi; sonraki yıllarda ise Ingrid Bergman’ı, Bibi Andersson’u, Anita Ekberg’i ve tabi sinema tarihinin en büyük bir kaç isminden Ingmar Bergman’ı yetiştirmeyi başarmıştır. Arkasından Danimarka gelir; sessiz dönemde Carl Dreyer ile başlayan gelenek Lars von Trier’e kadar sürer. Finlandiya’nın da hiç olmazsa Aki Kaurismäki’si vardır. İskandinavya’nın diğer iki ülkesi Norveç ve İzlanda ise bu alanda daima sessiz kalmıştır. Düşünün ki Norveç sineması deyince benim aklıma yalnız Liv Ullmann geliyor; ancak o da şöhretini oynadığı İsveç filmlerine borçludur. Yalnız bu sene beklenmedik bir şey oldu; en iyi yabancı film oscarına hem İzlanda hem Norveç birer aday çıkarmayı başardı. Biri Norveç’ten Kon-tiki, diğeri İzlanda’dan Djupid… Gerçi ödül Haneke’nin Amour’una gitti ama bu iki filmin adaylıkları bile bizi heyecanlandırmaya yetti. Ne mutlu bize ki, ikisini de 32. İstanbul Film Festivali’nde görme imkanı bulduk. Djupid’i (Derin Sular) daha önce değerlendirmiştim (bkz. şurası), gelelim Kon-Tiki’ye…

Kon-Tiki, Norveçli doğabilimci Thor Heyerdahl’ın 1947’de Peru’dan Polinezya’ya geçerken kullandığı salın ve bu yolculuğu anlattığı 1948 tarihli kitap (ilk Türkçe çevirisi, Doğan Kardeş 1954) ile 1950 tarihli filmin adı. O tarihte en iyi belgesel oscarını alan film, Norveç sinemasının belki tek dişe dokunur başarısı olduğu gibi Norveç televizyonlarında tekrar tekrar yayınlanan bir klasik haline gelmişti. O yolculuğun “based on a true story” bir filminin yapılması için ise demek ki 2012’ye kadar beklemek gerekiyordu. Beklenmesi hayırlı olmuş. Ortaya çıkan iş, teknik bakımdan büyük bütçeli ABD yapımlarını aratmıyor. Film, baştan sona dikkatimizi uyanık tutmayı başardı. Hele denizci filmlerini sevenler yahut egzotik coğrafyalara ilgi duyanlar için ise tam bir ziyafet oldu. Böyle bir filmde bence oyuncuların aksamaması yeterlidir.  “Gerçek hikaye” ise senaristlerce zenginleştirilmeye ihtiyaç duymayacak kadar ilgi çekici; hatta zannederim gerçeğin bir kısmı sığmadığı için ayıklanmak zorunda bile kalınmış. Aslında bir “festival filmi” de değil, bayağı “blockbuster” çekilmek istenmiş. Ancak ben izlerken çok keyif aldım ve bir blockbuster’a vereceğim en yüksek puanı veriyorum:

Puanım: 7/10

  2012
Despre oameni si melci (Salyangozlar ve İnsanlar)
Yönetmen: Tudor Giurgiu
Oyuncular: Andi Vasluianu, Dorel Visan, Monica Barladeanu, Robinson Stévenin
  2013
Pozitia copilului (Çocuk Pozu)
Yönetmen:Calin Peter Netzer
Oyuncular: Luminita Gheorghiu, Bogdan Dumitrache, Florin Zamfirescu, Natasa Raab

Romen sineması, Cristian Mungiu ile beraber adından daha sık söz ettirir oldu. Bir ay önce Çocuk Pozu Berlin’de Altın Ayı’yı kapınca da merakımız bir daha uyandı ve festival kapsamındaki iki Romen filmini de listeme aldım. İkisini de izlemiş olmak okullaşmaya çalışan ülkeler açısından bazı ipuçları elde etmemizi sağlayacak bir mukayeseye de imkan verdiği için isabet oldu. Kestirmeden söyleyeyim; küçük bir ülkede dar bir bütçeyle film çekenler, teknik olarak iyi bir film yapamayacaklarını baştan kabul edip dikkat çekmeye odaklandıklarında ortaya Salyangozlar ve İnsanlar gibi iç pazar için bile vasat bir film ortaya çıkarken; iyi film çekmek için mutlaka büyük bir bütçe gerekmediğinin farkında olarak evrensel meseleleri kendi toprağında kendi malzemesiyle, uluslararası izleyiciye ulaşma kaygısını da saplantı haline getirmeden anlatmaya çalıştıkları zaman ise eldeki ürün Çocuk Pozu gibi güzel bir film oluyor.

Salyangozlar ve İnsanlar, özelleştirilecek olan fabrikalarını sperm bankasına spermlerini satarak kurtarmaya çalışan fabrika işçilerinin güldürüsü… Bence konu yeterince pespaye. Dikkat çekme çabası, henüz filmin başında da kendini gösteriyor ve film çatıda seks yapan bir çiftle açılıyor. Bir komedi filminden ilk beklenen şey herhalde güldürmesidir ama güldürmüyor. Özelleştirilme eleştirisi desen değil; sosyal tespit desen yok… Oyunculuklar çoğu zaman dökülüyor. Geriye de pek bi’ şey kalmıyor. Yalnız seyirlik bazı gözlemler için puanlamada biraz insaflı davranacağım.

Öte yandan Çocuk Pozu bu sene Altın Ayı ile kalmayacak bir çok ödül toplayacak gibi görünüyor. Hikaye tanıdık: Dominant bir anne, varlıklı bir ailenin mutsuz çocuğu ve sorunlu bir anne-oğul ilişkisi… Oğlun trafik kazasında fakir bir çocuğa çarpıp ölümüne yol açmasıyla anne-oğul ilişkisi de geriliyor. Yönetmen, çok isabetli olarak hikayeyi toplumsal planda değil insan ilişkileri planında ele almış. Böylelikle senaryonun ucuzlamasının da önüne geçmiş. Çok açık ki, burada kaza yapan adamın zengin ölen çocuğun fakir olmasına yapılacak vurgu ajitasyon anlamına gelecek ve hikayedeki asıl düğümün gözden kaçırılması sonucunu doğuracaktı. Yönetmen bundan bilhassa kaçınıyor. Kötü adamı olmayan hatta haklısı-haksızı olmayan bir hikayeyi oyunculardan sadece doğallık bekleyerek filme almış ve ortaya dört dörtlük bir drama çıkarmış. Bir tarafta hayatının amacını oğlu olarak belirlemiş bir anne, diğer yanda kendi amacını bulamamış bir oğul; işte dünya hayatının acınası yanlarından biri…

Salyangozlar ve İnsanlar için puanım: 4/10

Çocuk Pozu için puanım: 7/10

  2012
Gangs of Wasseypur II (Wasseypur Çeteleri II)
Yönetmen:Anurag Kashyap
Oyuncular: Nawazuddin Siddiqui, Huma Qureshi, Richa Chadda, Pankaj Tripathi
 
  2012
Gangs of Wasseypur I (Wasseypur Çeteleri I)
Yönetmen:Anurag Kashyap
Oyuncular: Manoj Bajpai, Richa Chadda, Nawazuddin Siddiqui, Tigmanshu Dhulia

Festivalde bu seneki gözümüz kanlanıncaya kadar film izleme seansımızı Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirdik ve Wasseypur Çeteleri’nin iki bölümünü aralıksız beş saati aşkın süre izledik. Hindistan filmlerine insan ister istemez çekinceyle yaklaşıyor. Yalan değil; Satjayit Ray’i çekin geriye Bollywood kalır. Fakat nedense filmin tanıtımında beni cezbeden bir şeyler vardı; bilet almadan edemedim. Wasseypur Çeteleri şüphesiz Ray’in filmleri gibi art house bir film değil fakat Hintli olmayan herkese tuhaf gelecek tarzda bir Bollywood eğlencesi de değil. Öncelikle filmin ikincisi bir devam filmi sayılmaz; basbayağı tek filmi ikiye bölmüşler. Film tamamen tahkiyeye dayanıyor. Olay örgüsü 20.yy başından günümüze kadar geliyor ve bir ailenin üç kuşağını içine alıyor. Esasen aksiyon filmi, eğlencelik bir film… Fakat eğlendirmeyi de başarıyor. Hatta yer yer değme ganster filmlerini de geçiyor. Asıl kalitesi ise bazı Uzakdoğu filmleri ile Brezilya filmlerinde gördüğümüz tarzda “şiddet”i estetize edebilmeyi başarması sanırım. Keyifle izledim ancak çok açık bir şey var ki; Wasseypur Çeteleri film değil şöyle on bölümlük bir dizi olmalıydı.

Her İkisine de Puanım: 6/10

  2013
Before Midnight (Geceyarısından Önce)
Yönetmen: Richard Linklater
Oyuncular: Julie Delpy, Ethan Hawke, Seamus Davey-Fitzpatrick, Jennifer Prior

Gelelim festivalin bombasına… Before Sunrise ve Before Sunset’ten sonra üçleme, Before Midnight ile mükemmel bir şekilde tamamlandı. Dokuzar yıl arayla çekildikleri için oyunculara bir şey olur, yönetmen iflas eder yahut başka bir mani çıkar da çekilemez diye endişe ediyorduk. Üçüncü film nihayet Yunanistan’da çekildi ve 20 Ocak’ta Sundance Film Festivali’nde galası yapıldı. Ne kadar şanslıyız ki, filmi daha kendi ülkesi ABD’de bile vizyona girmeden İstanbul Film Festivali’nde görme fırsatı yakaladık. Film yapımı hakkında yok izleyici en fazla bilmem kaç saniye bir sahneyi takip edebilirmiş de sonra mutlaka sahne değişmeliymiş gibi “temel kural” diye bahsedilen bir çok şeyi ters yüz etti bu üçleme. Kamera baştan sona iki oyuncunun peşine takılıyor ve biz yalnız diyalogdan ibaret bir senaryoyu izliyoruz. Ama sıkılmıyoruz; sıkılmak ne kelime, çift kişilik drama her saniyesinde bizi de içine alıyor. Biz de onlarla birlikte duygudan duyguya giriyoruz. İlişkilerinde mutlaka bizden bir şeyler buluyoruz fakat onların bizden bir farkı var: Bizim konuşmadan geçtiğimiz, hatta kendimize bile itiraf edemediğimiz şeyleri onlar şak diye çıkarıp diğerinin yüzüne vuruyor. Her şey bütün çıplaklığıyla konuşuluyor. Diyaloglar öylesine zekice yazılmış ki; oynadıkları senaryonun yazımına da katılan ve o kadar uzun çekimlerin içinde herhalde arada doğaçlama da yapan Ethan Hawke ve Julie Delpy’e hayran olmadan edemiyorum. İlk iki filmin senaristi Kim Krizan’ı burda yeniden alkışlamazsak olmaz ancak üçüncü filmde kendisi görev almadığı halde senaryonun kalitesi hiç düşmemiş. Çok çok beğendim; kötü bir devam filmiyle ilk iki filme gölge düşürülmediği hatta daha da iyi bir film çekildiği için ayrıca sevindim. Bakarsınız dokuz sene sonra bir dördüncü film gelir…

Puanım: 8/10

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading festival günlüğü (dört)… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: