lila’dan günahlar ve mucizeler…

27/10/2011 § 4 Yorum

Lila Downs’ın yeni albümünün çıktığını duyunca gözlerim ışıl ışıl oldu. Kendimi bir şekilde içine sıkıştırdığım dünyanın, içinde yaşayanları sevindirmek için pek az imkanı olduğundan, Lila’nın hediyesi şu tatsız günlerde bana sonsuz bir avuntu gibi geldi. Haberi buradan alınca aynı heyecanı hissedecek olanları, -ki zannederim sayıları pek azdır- ilelebet gönüldaşım, renkdaşım, sesteşim ilan ediyorum. Sanırım ara sıra toplanıp “sokaklarda mohikanlar gibi ateşler yakmalı” ve dört saat tekilaya yatırdığımız boğazlarımızla bağrış çağrış “La Golondrina”yı söylemeliyiz. Gerçi Lila Downs bu şarkıyı hiç söylemedi. Ama bu bile bir sonraki albümünü heyecanla beklemek için yeterli bir neden… Yeni albüm “Pecados y Milagros” (Günahlar ve Mucizeler) bir hafta önce Columbia etiketiyle çıktı. Tarafsız bir albüm değerlendirmesi yapabileceğimi sanmıyorum. Lila Downs hakkında ne yazsam ikinci cümlesinde bir güzellemeye dönüşecek. Sanırım önceki yaşamımda tüm gün pançosu içinde ve geniş hasır şapkası altında uyuyan stereotipik bir Meksikalı, belki bir charro idim. Sesler, renkler, hikayeler, bana o kadar tanıdık geliyor ve Lila Downs’ın sesinde, kendisine dair hemen her şeyi sevdiğim Meksika’yı bir bütün halinde buluyorum.

Soyadı İngilizce olduğu için, Lila Downs ismini ilk duyduğumda bir çok Meksikalı gibi burun kıvırmıştım. Lila’yı şu egzotizm arayan ABD’lilerden biri zannetmiştim. Evet, biz Meksikalılar gringoları sevmeyiz. Fakat yüzü Frida Kahlo’yu andırdığı için olacak, çabuk ısındım. Tabi Frida’dan daha güzeldir. Yani gerçek Frida’dan… Yoksa filmde Frida’yı oynayan Salma Hayek apayrı bir afettir. -Bu arada ağzımın suyunu sileyim- Sonra Lila’yı dinledim. Gördüm ki annesi Meksikalı ve fakat babası gringo olan bu kadın, en Meksikalıdan daha Meksikalıdır. Ve sesi Oaxaca’nın, Jalisco’nun, Yucatán’ın, Veracruz’un, hasılı bütün Meksika’nın sesidir…

Şarkılar hakkında ufak notlar aldım:

1. Mezcalito (4:27)

Mezcalito, mezcal-cik demek. Malum, İspanikler diminutif (küçültme) kullanmayı severler. Mezcal, bir tür tekiladır. Tekila gibi agave adlı sukulentten yapılır. Ama biraz da eyaletler arası çekişmeden dolayı aynı olmadığı söylenir. Tekila, Jalisco’nun içkisidir, adını Jalisco’nun Tequila şehrinden alır. Mezcal ise Oaxaca’nın içkisidir. Aslında mezcal, tekilanın ucuz olanıdır, köpeköldüren tekiladır. Şişenin dibinde bir kurtçuk (gusano de maguey) varsa, o mezcaldir; bilerek konulmuştur, korkulmaması gerekir. Bazı firmalar şişeye kurtçuk yerine akrep koymaya başladılar, işte ondan korkarım. Türkler nasıl rakı şişesinde balık olmanın hayalini kurarsa, Oaxacalılar da mezcal şişesinde kurtçuk olmayı düşlerler. Spitney Brears, ya da adı her neyse, dinleyenler ve ABD’nin aya hiç gitmediğine inanlar bunu kokteyle de katarlar, Halil Abi sek içer. (Evet, bu ismi salladım, bütün Halil abilere güzellikler diliyorum.) Kolomb öncesi yerliler muhtemelen yalnız fermente içkiler içtiği için, her ikisi de damıtılmış içkiler olan mezcal ve tekilanın ilk kez İspanyol koloniciler tarafından üretildiğini söyleyebiliriz. Tütün içmeyi de Avrupalılar, yerlilerden öğrenmiştir. Arada böyle güzel bir alışveriş var…

Oaxaca’lılar şöyle der: “Para todo mal, mezcal, y para todo bien, también” (Tüm kötü şeyler için, mezcal; ve tüm iyi şeyler için, aynısından.) Bu şarkı da bunun şarkısı… Tekila için yığınla güzelleme varken, mezcal için de böyle bir şarkıya ihtiyaç vardı. Giriş parçası olması isabet olmuş, kıpır kıpır bir şarkı… Herhalde yüz defa arka arkaya dinledim ve her başa döndüğünde hala dans ediyorum.

2. Tu cárcel (3:43)

Bu şarkı, Los Bukis grubu ve solistleri Marco Antonio Solís’in yazıp meşhur ettiği bir şarkı… ABD’lilerin tuhaf şekilde “latin” ve Latinlerin daha da tuhaf şekilde “romantica” diye etiketlediği ve böylece Jennifer Lopez ve Marc Anthony ile aynı torbaya koyduğu aşk şarkılarından biri… Daha önce Arjantinli rock grubu Enanitos Verdes, cover yapmıştı. Lila’nın albümüne girmesi aslında şaşılacak şey… Çünkü neresinden bakılırsa bakılsın popüler bir şarkı… Orjinali en fazla, sevgili yurdumun dünya dans literatürüne kazandırdığı “düğün dansı”na zemin olur. Fakat Lila’nın nasıl söylediğini görünce korkum yersiz çıktı. Şarkıya tek gitar ve çok tatlı, ufak bir Meksika çığlığı (grito mexicano) ile giriyor. Brass eşliğinde, sesinin inceltip kalınlaştırarak oldukça sade bir şekilde devam ediyor. Şarkıyı tam bir rancheraya çevirmiş. Pek hoş olmuş…

3. Zapata se queda (4:24)

Bu şarkıda Lila’ya Celso Piña ve Totó La Momposina eşlik ediyor. Evet, bu bir cumbia… Totó La Momposina ismini görünce oldukça heyecanladım. Lila Downs’ın, Meksika’ya Kolombiya etkisiyle giren cumbialara her zaman büyük bir ilgisinin olduğunu biliyorduk. Daha önceki albümlerine çok güzel cumbialar almıştı. Hemen aklıma La Cumbia Del Mole ve Hanal Weech geliyor. Sonunda cumbianın asıl vatanı olan Kolombiya ile buluşmuş diye geçirdim. Gerçi Kolombiya’nın milli şarkılarından El Pescador’u daha önce Celso Piña’nın albümünde birlikte söylemişlerdi. Bu şarkıyı en iyi söyleyen hala Totó La Momposina’dır ve galiba bu ay bir konserde de üçü birlikte söylemişler. Keşke albüme de El Pescador girseydi. Lila, çok neşeli ve karşısındakini mutlaka neşelendirmeyi başaran biri olduğundan cumbiaların coşkusunu mükemmel verebiliyor. Albümde daha gümbür gümbür bir cumbia yer alsa bu ruha daha yakışır bir şey ortaya çıkacaktı. Öte yandan, Zapata Se Queda’da ustaların katılımının çok arka planda kaldığını düşünüyorum.

4. Vámonos (3:31)

İsmini görür görmez heyecanlandım. José Alfredo Jiménez’in enfes bir rancherasıdır. Daha önce en sevdiğim Meksikalı kadınlardan, Lola Beltrán’dan, Chavela Vargas’tan, Ana Gabriel’den, Eugenia León’dan dinlemek nasip olmuştu. Buika da Chavela Vargas’a ithaf ettiği son albümüne almıştı. Ve Chavela Vargas’ın geçen sene çıkardığı, düetlerden oluşan Por Mi Culpa albümünde, Chavela ile Lila bu şarkıda düet yapıyordu. Ama işte Lila Downs’ın bu şarkıyı tek başına kaydetme zamanı da çoktan gelmişti. Vals yapmış ve daha canlı söylemiş. Gerçekten hakkını vermiş, beğendim.“Que no somos iguales dice la gente” (Denk olmadığımızı söylüyorlar) diye başlar, çok ağlak şarkıdır. “¡Vámonos!” (Çekip gidelim!”) der sevgilisine;

Vámonos donde nadie nos juzgue,
(Gidelim, kimsenin bizi yargılamayacağı,)
donde nadie nos diga que hacemos mal;
(Yanlış yaptığımızı söylemeyeceği yere)
vámonos, alejados del mundo, donde no haya justicia,
(Gidelim, dünyadan uzağa, adaletin olmadığı)
ni leyes ni nada, no más nuestro amor.
(Kanunların ve aşkımızdan başka hiç bir şeyin olmadığı yere)

5. Cucurrucucú paloma (4:50)

Bizim türkülerde nasıl “turna” sembolizmi çok sık kullanılıyorsa; Meksika şarkılarında da bir çok duygu güvercin (paloma) ve kırlangıç (golondrina) üzerinden ifade edilir. Bunların en güzelleri, Tomás Méndez’in iki güvercin şarkısıdır. Biri “Paloma negra” (Siyah güvercin) diğeri ise “Cucurrucucú paloma” (Kukurrukuku güvercin).  İkisi de birbirinden güzeldir. Bu ikincisini Pedro Infante ve Miguel Aceves Mejía başta olmak üzere bütün rancheracılar söylemiştir. Yetmemiş, ABD’de Rosemary Clooney ve Harry Belafonte; Avrupa’da Julio Iglesias ve Nana Mouskouri başta olmak üzere standart parçaları okumaya meraklı Dalida-vari şarkıcıların hepsi albümlerine almıştır. Hatta bizim sevgili Dario Moreno’muzun bile bir kaydı vardır. Almodovar, Hable Con Ella filminde Brezilyalı Caetano Veloso’ya okutunca şarkı, iyice meşhur oldu. Veloso, ilginç tercihti ama mükemmel bir yorum ortaya koydu ve Almodovar bir filmi daha bir şarkıyla kurtarmış oldu. Lila Downs, bu iki şarkıdan, benim daha çok sevdiğim Paloma negra’yı bundan önce söylemişti. Hem de ne söyleyiş! Bu şarkının gelmiş geçmiş en güzel icrası budur ve Lila bütün yeteneğini göstermiştir:

Cucurrucucú paloma’yı da söylemesini de uzun süredir bekliyordum. Kısmet bu albümeymiş… Doğrusunu söylemek gerekirse beklentim daha yüksekti. Şarkının onlarca yorumu mevcut bulunduğu için farklı bir şeyler yapmaya çalışmış ama düzenlemeyi pek beğenmedim.

6. La reyna del inframundo (3:10)

Şarkının adı “Yeraltı Kraliçesi”… Kastedilen Yunan mitolojisindeki Persephone mudur bilmiyorum… Lila Downs ve eşi Paul Cohen’in birlikte yarattıkları bir şarkı…  Tipik bir Lila Downs şarkısı olmuş… Neşeli, güzel… Cumbia tadı var…

7. Fallaste corazón (4:44)

Bir Cuco Sánchez şarkısı… Yine standart rancheralardan biridir. Söylemeyen kalmamıştı… Amalia Mendoza ve Chavela Vargas başta olmak üzere hemen bütün Meksikalılar; sonra İspanya doğumlu Meksika aşıkları Rocío Dúrcal ve María Dolores Pradera; hatta fadocular Amália Rodrigues ve Mísia… Lila’nın yorumunu oldukça beğendim. “Maldito corazón” kısmı için iyi gırtlak gerekir ve Lila’da zaten bu fazlasıyla mevcut.

“Aldandın yürek (kalbim)” der… Bizdeki “gönül”e seslenen şarkılara benzer… Ama ne yazık ki İspanyolcada -aslında Türkçeden başka hiç bir dilde- “gönül” kelimesi olmadığı için kalbe seslenir. Bilindik temadır: Kendini dünyanın kralı zannediyordun ama bak şimdi ne haldesin…

Maldito corazón, me alegro que ahora sufras ,
(Lanetli yürek, şimdi acı çekiyor olmana seviniyorum)
Que llores y te humilles ánte ése gran amor.
(Ağlamana ve alçalmana, bu büyük aşk karşısında)

8. Solamente un día (3:42)

Bu şarkı da Lila ve saksafoncu kocasından… Bolero yapmışlar. “Solamente…” kısmını görünce, yoksa “Solamente una vez” mi diye heyecanlandım. Değilmiş ama olsun belki ilerde onu da bir albüme alırlar. Bu ise albümün diğer şarkılarına göre biraz zayıf kalmış. Şu aradaki elektro gitarlar çıkarılıp yeniden düzenlenebilir.

9. Xochipitzahua (1:12)

Bu anonim bir şarkı… Meksika’nın bazı yörelerinde düğünde, cenazede, azizler adına yapılan törenlerde söylenir. Sözleri yarı İspanyolca, yarı Nahuatl dilindedir. Meksika’da koloni dönemi öncesi kültürlerle İspanik/Katolik kültürün kaynaşmasının enfes bir örneğidir.

Xiualaka compañeros (Toplanın arkadaşlar)
xipachalone María (Meryem’i ziyaret etmeye)
timiualotze pa Tonantzin (Tonantzin’e gidelim)
Santa María Guadalupe. (Azize Meryem Guadalupe’ye)

Anadolu müslümanlığında şamanizme ait öğeler yüzlerce yıl nasıl canlı kalmışsa Yeni Dünya’da da eski inançların bir kısmı muhafaza edilmiş ve kimi ritüeller yeni dine uyarlanmıştır. Hatta bu kaynaşma Karayipler’de Afrika inançlarıyla da birleşmiş ve Santería isimli apayrı bir inanç sistemi üretmiştir. Yukarıdaki dörtlükte de Meksika yerlilerinin binlerce senelik inançlarını terketmek konusunda pek de hevesli olmadıkları görülüyor. Tonantzin, Nahuaların tanrıçalarından biridir. Nuestra Señora de Guadalupe ise Meryem’in isimlendirmelerinden biri… Katoliklerde Meryem kültürü çok derindir, işin doğrusu buraya sığmaz. Şu kadarını söyleyeyim; Katolik inancına göre Meryem zaman zaman birilerine “görünür”. Mesela, ilk kez MS 40’da Zaragoza’da paganları dine çağıran havari Büyük Yakup’a (Santiago el Mayor) bir sütunun (pilar) üzerinde görünmüştür. Santiago oraya bir kilise yapar ve İber Yarımadası’nı hidayete kavuşturur. Bu nedenle Santiago bütün İspanya’nın patronu kabul edilir. Zaragoza’da o kilisenin yerinde şimdi Nuestra Señora del Pilar Bazilikası vardır. Gördüm, Ebro nehrinin kıyısında, duvarlarında Goya’nın da fresklerinin yer aldığı, mozaik kubbeli, güzel, barok bir yapıdır. Bazilikanın isminden de anlaşılacağı gibi bu hadiseden sonra Meryem’in bir adı da “Sütun Bakiresi” (Virgen del Pilar) olur. Bu nedenle “Pilar” İspanya’da popüler bir kız ismidir. Şüphesiz insanlar çocuklarına “sütun” diye isim koymuyorlar, Meryem’in ismini veriyorlar. Meryem’in böyle ansızın ortaya çıkmalarından kaynaklanan bir çok ismi vardır. Nitekim böyle bir hadise de Meksika’da vuku bulmuştur. Meryem 16. yy’da Tepeyac’da (Evet, tepe demektir. Mayalar, Türkmüş.:)) Guadalupe ismiyle görünür. Sonuçları aynıdır: Oraya da Santa María de Guadalupe Bazilikası yapılır, Meryem’in bir adı da Nuestra Señora de Guadalupe olur, bu sıfatıyla bütün Meksika’nın patronu kabul edilir ve Guadalupe, Meksika’da popüler bir kız ismi haline gelir. Ancak işin çok ilginç bir yanı var. Tepeyac’da daha önce yerlilerin İspanyollarca yıkılan bir tapınağı bulunmaktadır ve zamanla Nahuaların tanrıçası Tonantzin ile Santa María de Guadalupe yani Meryem birbirine karışmıştır. Belki de yerliler aynı yerde Tonantzin’e dua etmeye devam etmiş ve eski inançlarını Katolikliğin içine taşımışlardır. Tonantzin’in “Muhterem Annemiz” (to-=bizim, -tzin=muhterem, nān-=anne ) anlamına gelmesi de her iki şahsiyetin “annelik” vasfının müminlerin kalbinde bir şekilde birleştiğini gösteriyor. Şarkı da görüleceği üzere, Tonantzin ile Meryem artık aynı kişidir.

Meksika, hem Kolomb öncesi atalarıyla hem kolonici atalarıyla barışıktır. Sonuna kadar Katolik ve İspanik ve yine sonuna kadar Maya, Zapotek, Mixtek ve Aztek’tir. Bizde Allah’a Tanrı denilmesine şiddetle karşı çıkanlar bilmem utanırlar mı fakat söylemeden geçemeyeceğim: Eski Türkler de yaratıcıya “Tengri” diyorlardı, bu ismi İslamlığa geçtiklerinde değiştirmemişler; deyimlerinde, türkülerinde, dualarında muhafaza etmişlerdir. Tıpkı Arapların İslam’dan önce de “Allah” (el İlah, yani the God, yani Tanrı) dedikleri yaratıcının ismini değiştirmemeleri, aslında İslam’ın bu ismi değiştirmemesi ve gerek cins isim gerek özel isim olarak Allah kelimesinin kullanılmaya devam edilmesi gibi… Bir Almanın müslüman olması durumunda Allaha “Gott” demesinden daha doğal ne olabilir? Bu hiçbirinin inancına zarar vermediği gibi dini hayatın milli kültürün rengini almasını sağlayarak yeni dine uymayı da kolaylaştırmıştır.

Lila Downs, önceki albümlerinde de yerli dillerde şarkılar söylemişti. Meksika kültürünün çeşitli kültürlerin füzyonuyla oluşmuş kendine has yapısını yansıtan bu şarkıyı albüme alması da isabet olmuş. Miyazaki filmlerindeki, kimi zaman çocuksu kimi zaman ağıta ya da ilahiye benzeyen şarkılara benzer şekilde söylemiş. İnsana hayal kurdurabiliyor… Bir şarkıdan daha fazla ne beklenebilir?

10. Palomo del comalito (4:07)

Downs-Cohen çiftinden bir şarkı daha… Bu şarkının tınıları bana bundan önceki Ojo de Culebra albümünü hatırlattı. Sanki o albümden artınca bu albüme kalmış gibi… Geleneksel değil… Carlos Santana’nın açtığı yoldan giden, latin ritimli, caz-rock diyebileceğimiz bir şarkı. Diğer şarkılar arasında biraz ayrık kalmış olmakla birlikte beğendim.

11. Dios nunca muere (4:55)

“Tanrı ölmez”… Acaba “Gott ist tot” diyen Nietzsche’ye bir cevap mıdır bilinmez… Oaxaca’nın yarı resmi marşı olan bu vals, yüz seneyi aşkındır Oaxacalılara umut aşılıyor. Lila Downs da Oaxacalıdır ve albümlerinde de en büyük yeri Oaxaca kültürü tutar. Daha önce yine Oaxaca ile özdeşleşen “Canción mixteca”yı mükemmel şekilde söylemişti. Bu şarkıyı da kaydetmekle bir eksiği gidermiş oluyor.

Beste, Macedonio Alcalá’ya ait. Yalnız sözlerin galiba çeşitli versiyonları var. Çünkü, Lila pek bilinmeyen sözlerle şarkıyı söylüyor. Pedro Infante ve Javier Solís’in kaydettikleri ve herkesçe bilinen şekliyle şarkının giriş kısmı şöyledir:

Muere el sol en los montes
Con la luz que agoniza,
Pues la vida en su prisa,
Nos conduce a morir.

Oysa Lila Downs’ın kaydettiği şekliyle şarkının sözleri baştan sona farklı. Kulaklarım beni yanıltmıyorsa Lila’nın sözleri şu şekilde :

Dime quien eres Dios mío
que tanto me haces sufrir
y mi corazón marchito
por ti llora sin cesar.
Solo en ti tengo esperanza
bien de mi vida, mi único amor
porque en ti veo que se alcanza
la paz querida del corazón.
Si a tus oídos llegan mis ruegos
mitiga el fuego de mi pasión
calma la pena que me consume
da tu perfume a mi corazón.
Dame por Dios tu amor
y no hagas sufrir, a mi corazón
que te adora fiel con loca pasión
no me hagas sufrir tenme compasión
por Dios.

12. Pecadora (4:07)

Günahkar (kadın)… En sevdiğim kelimelerden biridir. İlerde bir film çekersem adı “La pecadora” olabilir. Şarkıda Lila’ya Arjantinli “Illya Kuryaki And The Valderramas” grubu eşlik ediyor. Arada grubun rap attığı bölümler var. Pek benim tarzım olduğunu söyleyemem. Fakat işin doğrusunu söylemek gerekirse, Lila Downs yalnız geleneksel şarkıları albümlerine alsaydı, çok dar bir çevre için müzik yapıyor olacaktı.

13. Cruz de olvido (4:48)

Lila, albüme gerçekten güzel rancheralar seçmiş. Bu da daha önce Chavela Vargas’ın ölümsüzleştirdiği, Juan Zaizar’ın enfes bir rancherası… Üzerine söyleyecek çok bir şey yok. Albümdeki en beğendiğim kayıtlardan biri oldu. Lila Downs’ın vokal yeteneği en çok, sadece gitar ve arpın hafiften eşlik ettiği -Paloma negra gibi- bu tür rancheralarda ortaya çıkıyor. Lila’nın arkasında, gördüğüm en yetenekli arpçılardan biri olan Paraguaylı Celso Duarte var. Lila’yı çok iyi anlayarak sesine muhteşem bir zemin hazırlıyor ve Lila, bu zemin üzerinde sesini oktavdan oktava o kadar temiz ve yerinde atlatıyor ki bize yalnız kendimizi müziğe bırakmak kalıyor:

La barca en que me iré
lleva una cruz de olvido
lleva una cruz de amor
y en esa cruz sin ti
me moriré de hastío…

14. Misa Oaxaqueña (3:24)

Misa (it. messa), Katoliklerin içinde ekmek-şarap ayini Efkaristiya’nın da bulunduğu büyük ritüelidir. Katılanlar kimi zaman a cappella olarak kimi zaman çalgılar eşliğinde şarkılar söyler. (Aslında çalgıların kiliseye kabulü müşkül olmuştur. Şimdilik org ve pirinç üflemelilere (brass) izin var. “Seküler” kabul edilen çalgılara yok.) Bu ritüele eşlik eden koro müzikleri de yine misa adını alır. Bu da Oaxacalıların misası…

Bir keresinde bizim ilahiyatçılardan biri, zannederim Emin Işık Hoca, Avrupa’da gezdiği bir katedrali anlatırken “Bu eseri yapabilmek için herhalde ancak Katolik imanı gerekirdi” gibi bir şey demişti. Gerçekten Hristiyanlar içinde Tanrı’ya asıl güzel binaları, güzel resimleri, güzel heykelleri ve güzel müzikleri adayanlar Katoliklerdir.

Katolikliğin tutucu yapısı, Akdeniz ve Güney Amerika ülkelerinde bu toplumların neşesi, canlılığı, şımarıklığı ile karşılaşır ve ortaya doyumsuz bir tablo çıkarır. Bu tabloyu Fellini’nin, Germi’nin, Tornatore’nin filmlerinde bütün komikliği ve güzelliği içerisinde görürüz. Ve başrolde daima kadınlar vardır. Manuel Rivas, Kelebeklerin Dili (La lengua de las mariposas) hikayesinde bir çocuğun gözünden şöyle diyordu: “Bana öyle gelirdi ki yalnız kadınlar gerçekten Tanrı’ya inanırlar” (Me parecía que sólo las mujeres creían de verdad en Dios.) Bu sözü bizim toplumumuz için dahi kabul ederim. Yuvası felaketlerden uzak kalsın diye türbe türbe gezen, inatçı çocuklarına okunmuş sular içirmeye çalışan ve evde daima hafife alınsa da tertemiz bir inanca sahip olan bir kadının, her cuma kocasını camiye göndermek için evde ufak çaplı bir savaş başlatması yurdun bir çok yerinde görülebilecek aynı derecede komik ve güzel bir olaydır. Misa Oaxaqueña’yı dinlerken de gözümün önüne, yanında bir yanındakiyle papazı çekiştiren kocası olmak üzere, en güzel kıyafetlerini giyerek kiliseye gelmiş ve siyah şalına sarınarak içten bir şekilde Tanrı’ya seslenen sevimli bir Katolik kadını geliyor:

Venimos a tu casa  (Evine geldik)
Con cantos de alegría (Mutluluk şarkılarıyla)
Venimos a adorarte, (Sana ibadet etmeye geldik)
Rendirte honor y amarte (Sana dua etmeye ve seni sevmeye)
¡Oh Padre Celestial! (Ey kutsal (gökteki) babamız!)

Albüm bu kadar… Lila, son resimde 2010’daki İstanbul konserinin kulisinde görülüyor. CRR’nin ikramları biraz zayıf kalmış sanki: Yenidünya, çilek ve can eriği… :) Mükemmel bir konser olmakla birlikte, o akşam, Fenerbahçe son maçta şampiyonluğu kaybettiği için, zehir olmuştu. Bu albümün turnesi kapsamında İstanbul’a uğrarsa acısını çıkartırız artık…

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , ,

§ 4 Responses to lila’dan günahlar ve mucizeler…

  • Reyhan dedi ki:

    Ne zamandan beri Meksikalısın yahu? Seni İspanyol sandım ben!

    • aykutalp dedi ki:

      :) İspanya, Arjantin ve Küba’ya da belli yönlerden kendimi yakın hissederim ama çok düşündüm galiba asıl ait olduğum yer Meksika… Hatta pekala Jaliscolu veya Veracruzlu olabilirim.

  • hazeleyedgurl dedi ki:

    Lila Downs’u burda 5 Meksikalı’ya sordum, hepside başkentten, sadece bir tanesi biliyordu. Bu tip melezler çok tanınmıyorlar sanırım ülkelerinde. Natacha Atlas’ı da hiçbir Mısırlı tanımıyor mesela. Halbuki Lila Downs inanılmaz Meksika kültürünü yansıtıyor konserlerinde…

    • aykutalp dedi ki:

      Chavela Vargas, Lila Downs’ı veliahtı olarak gösterdikten sonra geleneksel müzik çevreleri ismini en tepeye yazmaya başladılar. Yani aslında sorun melezliğinden kaynaklanmıyor. (Chavela Vargas da aslen Kosta Rikalıdır ama kimse onun da Meksikalılığını sorgulamamıştı.) Sorun, insanların kendi ülkesinin müziğine ilgi göstermemesi… Sorduğun kişiler muhtemelen yüzde yüz Meksikalı olan Lola Beltran’ı da tanımayacaktır. Türkiye’de de sözgelimi Neşet Ertaş’ın tanınırlığı hakkında biraz araştırma yapsak eminim sonuçlar bizim için de üzücü olur. Meksikalısı, Türkü, Japonu, herkes MTV’nin önüne koyduğu aynı müziği dinliyor ne yazık ki…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading lila’dan günahlar ve mucizeler… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: