mor’un peşinde…

01/10/2011 § 7 Yorum

Mor Karbasi ile ilgili yazdığım son yazıdan sonra daha önce içinden çıkamadığım bir soru yine aklıma düştü: Mor kelimesi nerden geliyor? Kelimenin Türkçesi (mor) ile İspanyolcasının (morado) aynı oluşu daima merakımı celbetmiştir. Mor’un ismi herhalde mor renkten geliyordur diye düşündüm. Hala emin değilim ama İspanyolca ve Türkçede bulunan kelime, bu anlamıyla herhalde Ladinoda da vardır. Gerçi bizde ya da bizim Sefaradlarda kızlara “Mor” isminin verildiğini hiç görmedim. Menekşe var, batıda Violet var.. “Donde estas Yolanda?” şarkısından bildiğimiz Yolanda ismi de menekşe demek, Yunancadan (Γιολάντα) geliyor. Ama Mor yok. İrlandalılarda eski bir isim varmış “Mór” diye, ama mor renk anlamına gelmiyor. Bilmem dışarıdaki Sefaradlarda bu isim yaygın mıdır… Yine de isminin mor renkten geldiğini düşünüyorum. Mor kelimesinin kökeni ise etimolojinin netameli konularından biri. Kubbealtı Lügatı, “ileri sürülen görüşlere rağmen kökeni hakkında kesin bilgi yok” derken; Nişanyan, Ermenice üzerinden (mor=karadut) Hint-Avrupa kökeni işaret ediyor.


Şimdi şöyle bir toparlayalım. Evvela bu renk ve tonları, bütün dillerde adlarını ya menekşeden, ya böğürtlenden, ya erguvandan ya da deniz salyangozundan elde edilen bir boyadan alıyor. Yani turuncu (>turunç, karş. orange) gibi sadece narenciyede görülen bir renk olmadığından birçok bitkinin peşine düşmemiz gerekiyor.

Menekşe ya da menekşe rengi, doğu dillerinde aynı kelimeyle ifade ediliyor: Arapçada “benefseci” (بنفسجي) , Farsçada “benefşe” (بنفشه) olarak geçiyor. Kelimenin Türkçedeki seyri benefşe –> menevşe –> menekşe şeklinde olmuştur. Ancak menekşe yahut batı dillerinde adını aynı çiçekten alan “violet” deyince, kimi zaman bizim mordan anladığımız rengin bir ton açığı yahut morun biraz daha maviye çalanı akla geliyor. Tabi farklı tür ve renkteki birçok çiçek menekşe adını paylaştığı için, menekşe rengi dendiği vakit algılanan tonların farklılaşması doğal. Türkiye’de menekşe dediğimiz ve sıkça gördüğümüz üç tür bitki var: Afrika menekşesi (saintpaulia), Cezayir menekşesi (vinca) ve Hercai menekşe (viola tricolor). Aslında Latincelerinden de anlaşılacağı gibi bunların içinde gerçekten menekşe olan, yani menekşegiller (violaceae) familyasına dahil olan, yalnız hercai menekşedir. Fakat mor renk, öylesine menekşe ile bütünleşmiş ki, insanlar her mor çiçeğe menekşe demiş. Hala Türkiye’ye mor renkli yeni bir tür geldiğinde adına menekşe diyorlar: Menekşe gülü (rosa chinensis), Frenk menekşesi (hesperis), bardak menekşe (gloxinia) gibi. Hatta ben çocukken renklerinden dolayı süsenleri menekşe zannederdim. Ama şimdi düşünüyorum da bu vehmimde yalnız değilmişim. Şöyle ki; Fiorentina futbol takımı mor formalarıyla özdeşleşmiştir ve takıma bu yüzden “La Viola” [mor (takım)] ismi takılmıştır. Menekşenin İtalyancası da viola’dır ama burda La Viola ile kastedilen mor renktir. Gelin görün ki, Türkiye’de bu takımdan “Mor Menekşeler” diye bahsedilir. Bu yanlışa düşülmesinin nedeni ise kulüp armasında bir fleur-de-lis yer almasıdır. Oysa heraldik bize fleur-de-lis’in zambak yahut süsen çiçeğinin dekoratif çizimi olduğunu söylüyor, menekşenin değil. Aslında en güzel mor da süsenlerin morudur hani…

Eflatun, morun açığı… Dışarda mauve veya lilac diyorlar. Eflatun, bizdeki en tuhaf renk ismidir. Malum bu, bildiğimiz filozof Platon’un adı… Nişanyan,“Renk adı muhtemelen Platon’un Devlet adlı eserinde phoiniks (kızılımsı mor) rengin en soylu renk olduğu görüşünden türetilmiştir.” diye not düşmüş. Allahtan turuncuya batılılar gibi portakal (orange, naranja vs.) dememişiz. Bu meyveyi bir ülke adıyla (Portekiz, Portugal) anmamız yeterince garip… Gerçi anavatanı Çin olan yenidünyaya Malta eriği diyen milletten her şey beklenir. Tabi bu bitkiyi taksonomiye Japon muşmulası (eriobotrya japonica) diye kaydederek bütün çekik gözlülere çan-çin-çon muamelesi yapan “moron”ların (yunanca karadut anlamında) “bilim adamı” olduğunu düşününce bunu çok görmüyoruz. Leylağa leylak (lilac) denmesinde de başka bir garabet var. Leylak kelimesinin kökeni Sanskritçe “nila” olarak gösteriliyor. Nila ise çivit mavisi demekmiş. İyi de leylak, çivit mavisi (indigo) değil ki! Ya eflatun olur ya beyaz… Bu arada, renk için “eflatun” yerine, bitki için “leylak” yerine “lila” diyen dümbelektir. Batılılar bu renk için Fransızca “mauve” de diyorlar. Herkes kaynağını “malva” (ebegümeci) olarak göstermiş. Yoksa bu da Arapça “mavi”den geliyor olmasın diye düşündüm. Ama Araplar maviye mavi demiyor ki… Mayi (sıvı) kelimesini alıp mavi anlamındaki güzelim “gök” kelimesinden vazgeçen biziz. “Meşeler göğermiş, varsın göğersin” türküsünü söyleyerek bu konudan uzaklaşıyorum…

Zurnanın zırt dediği yerlerden biri daha… Araplar mora “orjuwan” (أرجواني), İbraniler de bazen “argaman” (ארגמן) diyorlar. Evet, her ikisi de bildiğimiz “erguvan” kelimesi… Fakat sorun şu ki; erguvana erguvan demiyorlar. Erguvan ağacına Araplar aynen Batılılar gibi, Yehuda İşkaryot’un bu ağaçta kendini asması hikayesinden hareketle, Yehuda’nın ağacı (شجرة يهوذا, şecere-i Yehuda, karş. Judas tree) diyorlar. İbranicede ise  “ormanın tacı/hükümdarı” anlamında “klil ha’horesh” (כליל החורש) deniyor. Erguvanlar mor da değildir zaten, morla pembe arası bir renktir. Bizimkiler nasıl bu ağaca erguvan demiş anlamak zor…

İngilizler, esasen mora “purple” derler. Etmyonline’a göre kökeni, Latince purpura… Bu renk bir boyanın elde edildiği bir deniz salyangozundan geliyor. Bu kelime diğer dillerde de var. (fr.pourpre, alm.purpur, isp.púrpura, it.porpora) Fakat hiç birinde İngilizcedeki gibi bu rengin birinci adı değil. Fransız gene violet, Alman violett, İtalyan viola diyor. İspanyolcada da violeta var ama genelde morado denir. İş Spielberg’in “The Color Purple” filminin ismine gelince işler karışmış: Film, Fransa’da ” La couleur pourpre”, İspanya’da “El color púrpura”, Almanya’da “Die Farbe Lila”, İtalya’da ise “Il colore viola” ismiyle gösterime girmiş. Hiçbiri film afişine “Mor Yıllar” yazan sevgili ülkemin sinemacıları kadar yaratıcı olamamış tabi…

Mor kelimesinin yabancı kökenli olabileceği konusunda şüphemizi kuvvetlendiren meyveler: Mürdüm eriği ve mersin… Mürdüm, malum, mora yakın bir renktir ve Farsçadan geliyor. Gerçi morun Farsçası kuş üzümü gibi pilava katılan zereşk isimli yemişten hareketle zereşkidir (زرشکی) ama belki de morun başka bir tonu için bu adlandırma yapılıyor. Mersin de -hem meyve hem şehir olan- aynı “murd” kökünden… Hatta Mersin’de mersine “murt meyvesi” de deniyor. Ve evet mersin de mor renklidir. İspanyolca “morado” için RAE, “mora” (böğürtlen) kökünü işaret ediyor. Nihai kökü Latince morum… Böğürtlenlerin de mora yakın renkte olduğuna şüphe yok. Hatta heraldikte İngilizcede bile morun tonlarından birine “murrey” deniyor. Mulberry (karadut) rengiymiş. Dut ailesinin botanikteki ismi ne dersiniz: morus… İngilizcedeki “maroon” (bordo) da buradan geliyorsa hiç şaşırmam. Ancak aynı kelime İspanyolcada (marrón) kestane rengi, kahverengi rengi demek. Bir de müren balığı var, ki kendisi sarılı morludur, alakası var mı bilmem. Latincesi muraena, İspanyolcası morena… Hayır esmer anlamındaki “moreno\a” ile aynı kelime değil. O magriplilerden (moro\a) geliyor. Bizde kara kuru adamlar için kullanılan “marsık” kelimesinin kökünü bulamayan Kubbealtı ve Nişanyan’a “morisco” kelimesini hatırlatır, selam ederim…

Bunlara bakınca mor kelimesinin Türkçe olmama ihtimali hemen hemen kesin gibi görünüyor. Ancak Türkçeye dışarıdan giren diğer renk adlarının öz Türkçesi bilinirken (ak-beyaz, kara-siyah, gök-mavi gibi) mor için başka bir adın bulunmaması insanı düşündürüyor. Eski Türkler, henüz Hint-Avrupalılarla temasları yokken, bu renge ne diyordu? Türkistan’da durum nedir diye bakıverdim: Kazaklar külgin (Күлгін) diyorlar imiş. Herhalde Anadolu Türkçesine gülgün diye uyarlamak gerekir. Gül rengi yani… “Kahire’nin Mor Gülü” (The Purple Rose of Cairo) diye film çeken Woody Allen’a da sormak lazım tabi ama ben hiç mor gül görmedim. Varsa bile o kadar mor çiçek varken, renk, adını nasıl gülden almış anlamak mümkün değil. Oysa bütün dillerde pembeye gül denir. (isp.rosa, fr.rose) Tamam Orta Asya steplerinde deniz salyangozu olmasın ama herhalde menekşe yetişiyordur. Azerbaycan’da menekşeye “bənövşə” diyorlar ama böğürtlene “moruq” diyorlar iyi mi? Benövşe, benövşekimiler familyasına dahil bir bitki imiş; moruq ise gül-çiçeyi-kimiler (!) familyasına… Kelime Türkçe değil, sevgili okur… “Mor koyun meler gelir” diye türkü yakan milletin renk duygusuna zaten güvenmemeliydim. Milka’nın mor ineğinin de İsviçre’ye buradan kaçıp gitmiş olabileceğini düşünüyorum.

Mor Karbasi’nin isminin Türkçe olabileceği hayali böylece suya düşüyor. Morarmış oldum. Neyse Türkçe olsaydı da benimle akşam yemeğine çıkmayacaktı. Yalnız ismi üzerine bu kadar düşündükten sonra kendisine yakışacak bir rumuz buldum: La Zarzamora! Flamenkocularda adettir takma isim almak. La zarzamora da hem güzel bir flamenko şarkısıdır, hem lakabı La Zarzamora (bir tür böğürtlen) olan bir flamenko şarkıcısının hikayesini anlatır. Lola Flores, ne cilveli söyler:

“En el café de Levante entre palmas y alegrías,
cantaba La Zarzamora;
se lo pusieron de mote porque dicen que tenía
los ojos como la mora.”

“Levante kahvesinde alkışlar ve neşeler içinde (alegrias ritmi eşliğinde palmas vurulması da kastediliyor olabilir) La Zarzamora şarkı söylerdi. Ona bu lakabı takmışlardı, çünkü dediklerine göre, böğürtlene benzeyen gözleri vardı.)

P.S

Şimdi öğrendim mor, Kaşgarlı’da “yipin/yipgin/ipkin” şeklinde geçiyor imiş. (Kaynak)

Ayrıca mor için gökçegüvez karşılığı önerilmiş. (Bkz.)

P.S II

Yorumlarda da görüleceği üzere, sağolsun, Sevan Bey (Nişanyan), “Bahçelerde mormeni” türküsünü hatırlattı.

Böylelikle kelimenin Ermenice ile ilişkisi de açıklığa kavuşmuş oluyor. Mormeni (solanum nigrum) yanda görülebilir.

P.S III

Osmanlı-Türk Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi’nden Karen Hanım (Gerson Sarhon), Ladinoda mora “lila” dendiğini söyledi. Kendisine teşekkürler… Demek ki en baştaki varsayımımız zaten yanlışmış.

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , , , , , , ,

§ 7 Responses to mor’un peşinde…

  • Sevan dedi ki:

    “Bahçelerde mormeni/Verem ettin sen beni/Ya sen İslam ol ahçik/Ya ben olam Ermeni” türküsü burada anılmaz mı?

    Ermenice morm (meyve adı) ve mormeni (bitkinin adı) = solanum nigrum, it üzümü.

    Resim: http://www.cicekansiklopedisi.com/wp-content/uploads/b271.jpg

    • aykutalp dedi ki:

      Siz andınız daha iyi oldu. :) Türkünün TRT repertuarında üç-dört varyantı var ve tamamında ayırarak “mor meni” şeklinde söylüyorlar. Ne ayıp! Müstehcen türküler az değildir ama o kadar da değil… Birinin de aklına gelmiyor heralde, mor meni nedir, bahçede ne işi var diye…

      Sayenizde Ermeniceden geldiğini öğrenmiş olduk. Yalnız eklediğiniz resim yaban mersini galiba. Yazının sonuna başka bir resim ekledim.

  • Reyhan dedi ki:

    Morado, yani, “mor rengi olan”, mora + ado birleşiğinden oluşturmuştur (en azindan, RAE sözlüğüne göre öyledir). Muhtemelen köküsü Hint-Avrupalı, çünkü bizim ‘mora’ İspanyolca’ya Latince’den girmişti.

    İsim olarak ne morado ne lila kullanılmaz, onların yerine kız adı olarak Violeta kullanırız :). Bizim İspanyolca’mızda Lila ve Morado eşanlamlı değiller, Lila daha açık bir renktir.

    Bu arada, La Zarzamora şarkı sözlerini yanlış yazmıştın galiba, şüphesiz ‘como la mora’ değil, ‘como las moras’ yani ‘Arap kızların gibi’. Güney şivelerinde sesli ve sessiz harfler arasında ve kelimenin sonunda bulunan ‘s’, hafif ‘h’ oluyor. ‘Arap kızların gözleri’ deyimi İspanyol kültüründe büyük, kara ve inanılmaz güzel gözler anlamına gelir.

    Yine de çok enteresan bilgiler paylaştın bizimle, tüm yazdıklarına zevkle okurum vallah :)

    • Reyhan dedi ki:

      *yazdıklarını

    • aykutalp dedi ki:

      Doğru, Endülüslüler participio’lardaki “d”leri ve kelime sonlarındaki “s”leri yutarlar, Zaten dikkat edersen Lola Flores “palma y alegria” diyor, ben “palmas y alegrias” yazdım. Fakat “como las moras” değil, “como la mora” diyor. Kızın gözleri “mora”ya benzediği için, lakabı “La Zarzamora”… Şarkının sözlerini internetten kontrol edebilirsin, doğrusu “…la mora”.

      Güzel sözlerin için teşekkürler… Bu arada senin Türkçen benim İspanyolcamdan daha hızlı ilerliyor. Bravo… :)

      • hazeleyedgurl dedi ki:

        Bu arada Farsça gül çiçek demek, yani gülgün çiçek rengi olabilir. Sadece Türkçe’de spesifik bir çiçeğe ait olarak kullanılıyor

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading mor’un peşinde… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: