açıkhava’da fiyasko…

16/07/2011 § 6 Yorum

Dün gece şimdiye kadar gittiğim en tatsız konserdeydim. İKSV Caz Festivali’nde Javier Limon’un “Mujeres de Agua” projesi kapsamında vereceği konser, Kürt şarkıcı Aynur’un yuhalanması ve sahneye minder fırlatılması ile fiyaskoya dönüştü. Minderin genelde ünlülerin oturduğu sahne önünden fırlatılmış olduğu gözönüne alınırsa; “Ahmet Kaya’ya çatal fırlatan Serdar Ortaç” vakasından sonra bir de nurtopu gibi “Aynur’a minder fırlatan X” olayımız oldu. Bugünden itibaren bir çok amatör sosyologun ve “profesyonel” gazetecinin televizyonlara çıkarak işporta malı fikirlerle toplumsal analizler yapacağını; Türk toplumunda ırkçılığın yükseldiğinden, tahammülsüz bir toplum olduğumuzdan bahisle bütün bir ülkeyi yargılayacağını göreceğiz. Dün geceki olaylar Türkiye’de uzun yıllar konuşulacak. Müzikle hiç alakası olmayan ve o akşam da orada bulunmayan bazı siyasi yorumcular Aynur’a bir “amazon” rolü yükleyecek; konser üzerinden sözümona “faşistler”in “susturulmasını” isteyecek ve belki bir tür Godwin Yasası işleyerek siyasi tartışmalar uzadıkça sözün “Minder Olayı”na gelme olasılığı 1’e yaklaşacaktır.

Aslında orada neler olduğunu kayda geçirmek vazife oldu.

Albüm, konser ve konsept

Öncelikle konserin konseptinden bahsedeyim. Yapımcı Javier Limon, geçen sene “Mujeres de Agua” (Suyun Kadınları) isimli bir albüm yaptı. Albüme Buika, Yasmin Levy, Mariza gibi sanatçılar birer şarkı ile iştirak ettiler. Konsept belli; Akdenizli kadın şarkıcılar, Akdeniz şarkıları söyleyecek. Türkiye’den de Aynur, “Amanecer en Estambul” (İstanbul’da Gündoğumu) isimli parçayla katılmıştı. Aynur Doğan ismi albüm için doğru bir seçim mi idi, tartışılır. Çünkü Kürt müziği, Mezopotamya müziğidir. Akdenizlilikle alakası yoktur. Ancak kimi yabancılarda bu konuda bir cehalet var. Bu mesele yüzünden korsanlık tarihi yazan ve Curtogoli’nin (Kurtoğlu Muslihiddin Reis) Kürt olduğunu iddia eden bir İtalyanı azarladığımı ve kayıtlarını düzelttirdiğimi bilirim. Konser için İspanya’dan nasıl Basklılar ya da Kastilyalılar değil de Endülüslüler ve Katalanlar -yani İspanya’nın Akdenizlileri- katılmışsa Türkiye’den de sözgelimi zeybek okuyacak bir isim seçilebilirdi. Yapımcı herhalde Aynur’un uzun havaları ile flamenko arasında bir benzerlik gördüğünden böyle bir seçime gitmiş olacak. Ancak “resitatif” müzikler, Türkiye’nin tamamında söylenir; Karadeniz’in yol havaları ya da İç Anadolu’nun bozlaklarının da flamenko ile bir çok ortak yönü vardır. Fakat bunların hiçbiri Akdenizli müzikler değil. Ancak bu ülkede dünya kadar Akdeniz türküsü var. Öte yandan, Aynur’un albümde söylediği şarkının Kürtçe olmadığını da belirtelim.

Konser içinse aynı konsept benimsenmiş fakat kadroda bazı değişiklikler olmuştu. Yasmin Levy, Estrella Morente ve Mariza yoktu. Mariza’nın albümde olmasını daha önce de eleştirmiştim çünkü Portekizliler de Akdenizli değildirler. Yunanistan’dan daha doğru bir seçimle Eleftheria Arvanitaki yerine gerçek Rum\Yunan müziği yapan Glykeria kadroya dahil edilmişti. Türkiye’den gelen isim ise değişmedi. Konserde topluca şarkı söylenmeyecek; orkestra devamlı sahnede kalırken her şarkıcı iki veya üç şarkı söyleyip sahneden inecekti.

Konser öncesi

Evvela, konserden önceki havadan bahsetmem gerekiyor. Malum, önceki gün Diyarbakır’dan 13 şehit haberi geldi ve ülkede bir yas havası var. Nitekim Tarkan, Trabzon’daki; MFÖ ise Bodrum’daki konserlerini şehitlerin anısına hürmeten yarıda kestiler. Hal böyleyken, festival seyircisi dünki konsere bir suçluluk duygusu içerisinde gelmişti. Evet, konser mutlaka bir “eğlence” anlamına gelmiyor ama işin doğrusu, seyircinin de pek hareketli şarkıları kaldıracak havası yoktu. Herkes ağır şarkılar bekliyordu. Konser de adı üzerinde “Harbiye”de… Arkada Askeri Müze ve Ordu Evi var. Hiç kimse oradaki insanlara bilhassa Ordu Evi’nin balkonundan bakanlara karşı oynayacak değildi. Ölüye saygı, ülkenin önemli kesiminin sahip olduğu bir kültür…

Şurasını da eklemek isterim: Festival caz seyircisi genelde toplumun görece varlıklı kesimi… Bu tabiri bir gün kullanırmıyım diye çok merak ediyordum, bugüne nasipmiş; evet “beyaz türkler”… Şimdi Türkiye’de Askere Alma Daire Başkanlığı’nın işini düzgün yapmadığı bilinen bir şey… Doğu’da askerlik yapanlar genelde Anadolu’nun ilçe ve köylerinden; nitekim şehit cenazeleri Teşvikiye Camii’inden kalkmıyor. Bu durum, taşrada kızgınlık yaratırken; İstanbul’un bir çok muhitinde yaşayanları da hoşnut etmiyor. İnsanlar kendilerini vicdanen sorumlu hissediyorlar. Dün Türkiye’de 13 eve ateş düştü; 13 ocak söndü. Hal böyle olunca; insanlar Anadolu ağlarken “caz konserinde Kürtçe halaylar eşliğinde oynayan züppeler” görüntüsü vermek istemiyordu.

Oradaydım

Sahneye önce genç bir cantaora ve daha sonra Sandra Carrasco çıktı. Oldukça ağır, ağıt türünden flamenkolar söylediler. Carrasco bir copla okudu. Konserin bu minvalde gitmesi bekleniyordu. İstanbul’u ve Türk müziğini oldukça övdükten sonra Javier Limon, üçüncü isim olarak “içinizden biri” dediği Aynur’u anons etti. Seyirci kendisini tanıyor. Alkışlarla sahneye geldi. Kürtçe bir uzun hava okudu. Alkışlandı. İkinci şarkıyı Türkçe okuması, belki bir Akdeniz türküsü söylemesi bekleniyordu. Aynur ikinci şarkısını da Kürtçe okurken izleyicinin gerildiğini hissettim. Havada huzursuzluk vardı. Önümden üç kişilik bir aile kalkarak dışarı çıktı. Şarkı bitince bir kısım alkışladı, bir kısım ise alkışlar gibi yaptı; bu yüzden alkışlar sönük kaldı. Üçüncü şarkıyı artık Türkçe söyleyeceğini tahmin ediyordum. Aynur yine Kürtçe bir şarkıya başladı. Bu sırada sağ taraftan bir kişi “Şehitler ölmez!” diye bağırdı ve amfide bir uğultu başladı. Sahnede hafif bir şaşkınlık oldu ve müzisyenler durdular. Bu sırada Aynur; eliyle orkestraya işaret ederek Kürtçe hareketli bir şarkıya girmeye çalışınca film koptu. Yuhalamalar, bağırışlar arasında sahne önünden fırlatılan bir minder Aynur’un önüne düştü. Seyircinin bir bölümü açıkhava tiyatrosunu terketmeye başlarken şarkıcı da sahneden inmek durumunda kaldı.

Bundan sonra Javier Limon’un ortalığı yatıştırmak için başarısız çabalarını gördük. “İsterseniz devam edelim” demesi olumlu tepki alınca “çok uzak bir ülkeden…” diyerek yani bir daha ki performansın “sorunsuz” olacağını ima ederek Buika’yı sahneye çağırdı. Açık söylemek gerekirse “show must go on” diyerek sanatçısını sattı. Buika, son İstanbul konserinde okumamasına üzüldüğüm “Volver,volver”i söylemeye başlarken dışarı çıkanların İstiklal Marşlı protestosu duyuldu. Ancak bu ikinci protesto, Aynur’u protesto eden fakat dışarı çıkmayanlarca hoş karşılanmadı. Konserin bütün tadı kaçmıştı ve tam bir fiyaskoya dönüşmüştü. Daha sonra sahneye çıkan Rita ve Glykeria neşeli şarkılar söylemeye çalışsalar da kimsenin konserden zevk alacak hali kalmamıştı. Niçin bilmiyorum La Shica sahneye çıkmadı. Konser sonunda bütün katılımcılarla birlikte Aynur da seyirciyi selamlamak üzere sahneye geldi.

Bir kaç tespit

i) Konser geçen hafta ya da şehit haberleri gelmeden önce herhangi bir günde yapılmış olsa idi ve aynı şarkıcılarla aynı şarkılar söylense idi protesto olmayacaktı. Aynur alkışlanacak; Rita’nın okuduğu “Al Bint El Chalabiya” (Böyle Gelmiş Böyle Geçer Dünya) ve Glykeria’nın okuduğu “Tsifteteli Tourkiko” (Niksar’ın Fidanları) ile insanlar göbek atacak ve Açıkhava yıkılacaktı.

ii) Sahnede iki zenci, bir yahudi ve birçok çingene vardı. Bunlar dünya tarihinin en fazla ırkçılığa maruz kalan kesimleri… Kimsenin aklına bu kişilerin kimlikleri dahi gelmedi. Bolca alkışlandılar. Seyirci çingene olan Hüsnü Şenlendirici ile gurur duyduğunu belli etti. Benzer şekilde Türk-Yunan ilişkileri çatışmalarla dolu iken Yunanlı Glykeria yine bolca alkışlandı. Hatta kimsede göbek atacak hal olmamasına rağmen eğlenceli şarkılar söyleyen Glykeria’ya “ayıp olmasın” diye alkışla eşlik edilmeye çalışıldı. Keza, Türk-İsrail ilişkileri şu sıralar limoni olmasına rağmen Rita’nın İbranice şarkılarına yine tempo tutuldu. Her zaman söylerim; birazcık Avrupa tarihi okumuş herkes bilir ki, Türkiye’de ırkçılığın ve antisemitizmin derin kökleri yoktur. Azınlıklara veya yabancılara karşı olumsuz hareketler, anlık tepkilerden kaynaklanır.

iii) Aynur’u insanlar daha çok Yavuz Turgul’un Gönül Yarası filminde okuduğu Kürtçe şarkı ile tanıdı. Film iyi gişe yapmıştı. Filmdeki Kürtçe şarkıyı duyunca sinema salonundan çıkanı duymadım. Kürtçeye bir tahammülsüzlük olduğunu düşünmüyorum.

iv) İKSV açıklama yaparak “müziğin evrensel olduğunu hatırlatmak isteriz” demiş. Bunu dediği festival seyircisi, Film Festivali’nde Kürt yönetmenlerin Kürtçe filmlerine giden; müzik ve caz festivallerinde Kürtçe de dahil olmak üzere dünyanın bütün dillerinden şarkılar dinleyen ve tüm bunlara destek olmak için Lale Kart alan bir seyirci… İKSV’nin kendi sadık seyircisine festivalin 18. yılında müziğin evrensel olduğunu öğretmeye kalkması (!) gerçekten ilginç…

Kabahat kimde?

Kabahat, ne Aynur’da ne de seyircide değil… Bir şarkıcı, istediği şarkıyı söyler ve pekala anadilinde de şarkı söyleyebilir. Kimse bir şey diyemez. Öte yandan seyirci de istediğini beğenir alkışlar; istediğini beğenmez yuhalar. Protesto haktır ve yine kimse bir şey diyemez. Gerçi protesto üzerine hemen yukarıya polis ekipleri gelmiş. Geçen hafta Fenerbahçe’ye destek yürüyüşünde yaşlı ve çocukların üzerine biber gazı sıkan polis, bereket versin, protesto ediyorlar diye açıkhava tiyatrosunun ortasına gaz bombası atmadı.

Kabahat, bir miktar yapımcı Javier Limon’da ve daha çok İKSV’dedir. Javier Limon, benim için dünyanın en başarılı yapımcılarından biridir, keza Aynur’un yapımcısı Dersimli Hasan Saltık, Türkiye’nin en başarılı yapımcısıdır. Her ikisini de burada ve başka yerlerde defaatle övmüşümdür. Ancak Javier Limon’un o çok övdüğü Türkiye’yi hiç tanımadığı ve bu projenin üzerinde de pek çalışmadığı ortaya çıktı. Aslında bunu albümde az çok anlamıştım; dün konserin başında yanına aldığı kanuni ile iyice emin oldum. Türkiye’de verilecek bir konsere bu kadar zayıf bir kanuni ile çıkılmaz. Türk müziğini tanıyor olsa idi; bu çalgının en iyilerinin burada bulunduğunu bilirdi. Zannederim, dünki protestoyu da anlayamamıştır çünkü Türkiye’yi tanımıyor. İspanya’da bir ETA saldırısı sonrası “Akdeniz konseri” adı altında bir konser düzenler ve hiç İspanyolca söylemeden Baskça şarkılar söylerse bu söylediklerimi geri alırım.

İKSV’ye gelince; yabancı sanatçıları “ezan” konusunda bile bilgilendiren ve uyaran İKSV’nin ülke gündemini hiç takip etmemesi ya da takip ettiği halde bu konuda en ufak bir hassasiyet göstermemesi fiyaskodur. Kör kör parmağım gözüne misali organizasyon yapılmaz. Ne yapacaktı İKSV? Öncelikle yabancı şarkıcılardan çok hareketli şarkılar söylememelerini rica edecek; hiç değilse kendilerini bilgilendirip kararı onlara bırakacaktı. Zannetmiyorum ki Türkiye’ye büyük muhabbeti olan Glykeria haberi öğrenince çiftetelli söylesin. Seyirciye “başınız sağolsun” der, ağır rembetiko havaları söyler geçerdi. Keza, Aynur’dan bir şarkısını Türkçe söyleyivermesi rica edilebilirdi. Aslında Aynur dün üçüncü şarkısını Türkçe söyleyiverse hiç bir olay olmayacaktı. Protestolar üçüncü şarkıya da Kürtçe girmesiyle başladı ve seyirci Aynur’un “inatlaştığını” düşündü. Bu arada tüm şarkıcılara Javier Limon, gitarı ile eşlik ederken Aynur’a curayla eşlik etmesi için dışarıdan Cemil Koçgiri geldi ve Aynur, projenin albümünde söylediği “Amanecer en Estambul” yerine Kürtçe repertuarı okudu. Eğer repertuar son anda böyle değiştirilmişse bu da gerçekten ayıptır. Ancak bu ihtimalde dahi ben, şarkıcıyı değil İKSV’yi kınarım.

Kayda geçsin diye söylüyorum. Dün kimseyi yuhalamadım. Zaten hayatımda hiç kimseyi yuhaladığımı hatırlamıyorum. Binlerce kişinin genç bir hanıma bağırdığını görmek gerçekten üzücü… Sahneye minder atılması ise şiddettir ve kesinlikle onaylamıyorum. Ancak popçu Tarkan’ın gösterdiği hassasiyeti, koskoca İKSV gösteremiyorsa bize söylenecek fazla söz kalmıyor. Şurası bir gerçek ki; ülkede insanların sinirleri bir hayli bozuk… Geçen pazar, Fenerbahçe için yürüyenler “PKKlıya insan hakları, Fenerliye polis copları” diye bağırarak polisi protesto ediyorlardı. Nitekim Fenerliler orada çok sert müdahale görürken; dün konser öncesinde PKKlıların Taksim’deki eylemine yanı başlarındaki Çevik Kuvvet şu ortamda bile hiç müdahale etmiyordu. Konserde de seyirciye bir Türkçe şarkı çok görüldü. Düşünün ki İstanbul’da Akdeniz müziği adına bir konser düzenleniyor; İspanyolca, Yunanca, İbranice bütün Akdeniz dillerinden şarkılar söyleniyor; iş, Akdeniz ülkesi Türkiye’ye gelince Türkçe yerine Kürtçe şarkılar okunuyor. Türkler kendilerini “üvey evlat” gibi hissetmeye başladılar. Aynur’un okuması şart değil, Glykeria’ya bile söylense seve seve Türkçe bir şarkı okurdu. Umarım Türk Polisi’nin yaşadığı itibar kaybını İKSV yaşamaz. Etkinliklerine severek katılıyorum; gönül ister ki onlarda hangi ülkede etkinlik düzenlediklerinin farkında olsunlar ve “cenazeye saygı” gibi toplumun önem verdiği temel bir haslete sahip çıksınlar…

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , , ,

§ 6 Responses to açıkhava’da fiyasko…

  • Güngör Uslu dedi ki:

    Selamlar
    Gayet yerinde bir tespit ve yoruma katılıyorum.

    Müzik nasıl evrensel bir dil ise onu yorumlayanlarda bu evrensel dili çok iyi tanımalı ve bütün milletlerin değerlerine saygı göstermeli hassasiyetlerini dikkate almalı, hatta yanlarında gündemi iyi takip eden danışmanları olmalı. yalnız badikard bulundurmamalı…
    Ama bu konuda Aynur Hanımında hatası olduğuna inanıyorum, hiçbir olay olmasada (Silvanda şehit verimesi hadisesi) bir Türkçe şarkı okuyabilirdi. demek ki kendi iç dinamikleri böyle malesef…

    Ayyıldız Fm & http://www.ayyildizfm.com
    Gen.Yay.Yön.
    Samsun

  • levend dedi ki:

    Seyirciye Türkçe şarkının çok görülmesinin suçlusunun bir Kürt şarkıcı olması komik ( yazar ben öyle yazmadım demesin lütfen yazının tamamı ile bazı cümleleri çelişiyor zira ). Maalesef sayın yazar iddia ettiğinin aksine özellikle Kürtler konusunda hoşgörüsüz hatta dışlayıcı. En itici yorumu ise herhangi bir dil ile terör arasında bağlantı kurmaktan çekinmemesi.İspanya için verdiği örnek gerçekleştiğinde İspanyolların vereceğini varsaydığı tepki haklı mı olacaktı ? Hiçbir terör eyleminden ne Kürtçe, ne Baskça hatta ne de Türkçe sorumlu değildir. Yoksa mesela aynı mantıkla güneydoğuda Kürtlere karşı işlenen pek çok insanlık dışı suçla Türkçe’yi ilişkilendirmek bir garabeti haklı bulmak söz konusu olur ki bunun ne hakkaniyetle ne de mantıkla izahı mümkün olmaz. Ayrıca Türkçe konusunda milliyetçilik nedense hep Kürtçe söz konusu olunca depreşiyor. Amy Winehouse konserinde kimsenin aklına gelmiyor böyle bir milliyetçilik. Bu dahi söz konusu milliyetçiliğin aslında ne kadar ucuz olduğunu gösteriyor . Evet seyircinin sanatçıyı protesto hakkı vardır ama ya estetik ya da haklı başka gerekçelerle protestosu makul olur yoksa ırkçı gerekçelerle değil. Böylesine bir bağnazlığı istediğiniz kadar entellektüel jargonla gerekçelendirebilirsiniz ama aslı haklı olmazsınız.

  • Derya dedi ki:

    Olayı yorumlama tarzını gerçekten ilginç(!)..ben daha çok ‘Her zaman söylerim; birazcık Avrupa tarihi okumuş herkes bilir ki, Türkiye’de ırkçılığın ve antisemitizmin derin kökleri yoktur. Azınlıklara veya yabancılara karşı olumsuz hareketler, anlık tepkilerden kaynaklanır.’ lafınıza takıldım..sayın yazar siz Diyarbakır cezaevlerini hiç duymadınız galiba ya da o meşhur tarih bilginizle Dersim katliamını ya da Digor katliamını…önce gerçek tarihinizle yüzleşin yaşanan acılara, boş yere heba olan o kadar gencecik bedene (örn.:Kızıltepe’de terörist oldugu iddiasıyla 10 yasındaki bedene 13 kursun sıkılması gibi..)ondan sonra İKSV veya başka herhangi bir organizasyonu eleştirin..

  • hazeleyedgurl dedi ki:

    Bu konser ile ilgili ben de yazı yazmıştım : http://egecita.blogspot.com/2011/07/mujeres-de-agua-konseri-ckan-rezalet.html

    Çünkü inanılmaz bir konserdi…Yorum yapmak gerekirse, açıkçası ben Caz Festivali’ne gelen çoğunluğun, geldikleri konserleri çok incelediklerini düşünmüyorum. Zaten konser sonrası internette okuduğum onca yorum da bunu gösteriyor. Gelenler Flamenko söyleyecek bir ‘Aynur’ bekliyorlarmış, nerden bilsinlermiş ki Aynur Doğan çıksın. Bir tanesi konser etkinliğinde ‘Kürtçe şarkılar okuyacak’ mı yazıyordu dağıttıkları broşürlerde, ben ne bileyim demiş. Açıkçası ben bu yorumları çok kınadım. Kürtçe müzik dinlemeye tahammül edemiyorsa bir insan, o kadar para döküp bilet aldığı konseri incelemeli. İnsanların Türkçe bir şarkı beklediğini ben de hissettim ama Aynur sanıyorsam çok sık Türkçe şarkı söylemiyor, ayrıca söylemek zorunda da değil bence. Ben de İKSV’nin konser zamanlaması olarak hatalı olduğunu düşünüyorum ama onlarca yabancı konuk sanatçının katılacağı bir konserin de gününü değiştirmek kolay olmamalı. Ayrıca İKSV’nin Lale kartlı üyelerinin çoğu da de bunu bir kültür seviyesi olarak gördüğünü düşünmüyorum, daha ziyade bir prestij meselesi olabilir.
    Bir başka değinmek istediğim şey de, seyircinin % de kaçının Rita’nın İsrailli olduğunu, söylediği şarkıların İbranice olduğunu anladığı… Zannetmiyorum ki gelen herkes bunu idrak etsin, zaten daha konsere kimlerin çıktığını bilmiyorlar. Açıkçası ben İsrailli ve Yunan şarkıcı çıktıklarında da çok gerildim. İstiklal Marşı okundu çünkü, Buika espiriyle yatıştırmaya çalışsa da kalabalığı…

    • aykutalp dedi ki:

      Yazdıklarını okumuştum. Tartışma çıkmasın diye yorum yazmamıştım :)
      Aslında ufak tedbirlerle atlatılabilecek bir olaydı. Şarkıcı ile dinleyicinin karşı karşıya gelmesine engel olunabilirdi. Bu yüzden İKSV’yi eleştirdim. En son Joss Stone konserinde ezan sırasında konser durdu. Yani istedikleri zaman organizasyona müdahale ediyorlar. Burada daha önemli bir konuda etmediler. Seyircinin tepkisine gelince… Tahmin ettiğim gibi ertesi gün Radikal başta olmak üzere bütün gazeteciler seyirciye hücum ettiler. “Cazcı faşistler” diyen mi ararsın “beyaz türk ırkçıları” diyen mi ararsın… Ve yine tahmin ettiğim gibi, hiç biri konserde değildi. Herkes birbirine ne kadar solcu veya liberal olduğunu kanıtlama peşinde. Ne kadar çok kişiyi “faşist” diye yaftalarsan o kadar özgürlükçü oluyorsun galiba… Ben protesto etmedim ama tepkileri o psikoloji içinde gayet anlaşılabilir buldum. Doğrudur, seyircinin bir kısmı Aynur’un konserde olduğunun farkında değildi. Dinleyicinin yüzde doksanı oraya Buika ve Glykeria’yı dinlemek için gelmişti. Ancak yine de müzikle alakaları bahsettiğim köşe yazarlarından daha fazladır. Yalnız Rita ve Glykeria çıktığında gerilmiş olman yersiz. Rum ve Yahudi müziklerinin en büyük alıcısı Türk pazarıdır. Glykeria zaten mübadil çocuğu, burada her zaman hemşehri muamelesi görmüştür. İsraillilere gelince, daha yeni Yasmin Levy koca bir Anadolu turnesi yaptı. Eskişehir’de, Bursa’da olay olmazken, Harbiye’de olması mümkün değil… Türkiye’de antisemitizm yalnız marjinal ufak bir kesimde görülür. Onları da caz festivalinde göremeyiz.

  • Devrim dedi ki:

    Kesinlikle Aykut Alp’e katiliyorum;kelimesi kelimesine. Orada, konser gecesi yasananlara tanik olmus biri olarak. Organizyondaki basarisizlik inanilir gibi degil, ustelik her turlu etkinlikte diledikleri gibi sinirlama veya kural getirdikleri ve bunu sanatcilara hatirlattiklari halde. Evet bir kac kelime yeterliydi.

    “Akdeniz” kelimesinin dahi pek yerini bulmadigi bir programdi. Izledigim en tatsiz konser ve cekilmek istedigi alanda yanki bulan olaylar serisi.

    Bir suredir Turkiye’de yasamiyorum ve medyayi birkac dilde (5) takip edebiliyorum.

    Politikanin hangi basliklar altinda insanlara yon verdigini izlemek gercekten korkutucu. Hele Turkiye’nin (Turkiye’yi gercekten tanimayanlar tarafindan anlatilan) gorunumu, Istanbul ve buyuk sehirlerde yasayanlarin tutumuna yansiyor sanki.

    Ne kadar kolay laflarla elestiriliyor duyarsizlik. Dunyanin neresinde olursaniz olun, buna benzer olaylar yine ayni sekilde karsilik bulacaktir, elbette tepki farkli sekilde olacak ancak muhakkak bir tepki olacaktir. Ispanya’da olanlari inanin bilmek istemezsiniz, ki bambaska kategoriler bambaska tarih.

    Umarim en azindan Turkiye’de yasayanlar biraz ulkeyi gezerek farkli kesimlerden insanlari gozleriyle gorur, bati kaynakli haber yorungesinden bir nebze cikabilirler.

    Ve organizatorler de profesyonelliken odun vermezler..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading açıkhava’da fiyasko… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: