siyahın üç tonu…

15/07/2011 § Yorum bırakın

Açıkhava’da caz akşamlarımız başladı. İKSV Caz Festivali’ndeki ilk konser hakkımı Angélique KidjoDianne ReevesLizz Wright üçlüsü konserinde kullandım. Oldukça uzun soluklu bir proje olan “Sing the Truth!” kapsamında İstanbul’a da uğradılar. Sing the Truth! fikri zannederim ilk kez 2004’te bir Nina Simone‘yi anma konseri olarak ortaya çıkıyor fakat 2008’ten bu yana sadece Nina Simone’nin değil bir çok siyahi kadın bestecinin eserlerini içeren ve festival festival gezen bir konserler dizisi haline geliyor.

Repertuarlarında Abbey Lincoln, Billie Holiday, Miriam Makeba, Tracy Chapman ve hatta Lauryn Hill gibi isimlerin şarkıları var. (bkz. şarkı listesi) Bu da şarkılarını klasik cazdan R&B’ye kadar oldukça geniş bir aralıktan seçtiklerini ve Lauryn Hill örneğinde olduğu gibi kimseyi dışlamadıklarını gösteriyor. Yalnız bizim konserde tabii ki bu listedeki şarkıların tamamı söylenmedi. Bilhassa listede yer alan “Don’t Explain“in söylenmemesine üzüldüm. Billie Holiday’in en sevdiğim bir kaç şarkısından biri olan bu şarkıyı Dianne Reeves’in sesinden dinlemek bu sıcak İstanbul akşamında doyumsuz olabilirdi. Yine listede gözüme çarpan “Will You Still Love Me Tomorrow?“u da bu üçlüden dinlemek isterdim. Ne de olsa bu da bir doo-wop şarkısı ve The Shirelles‘e kazandırdığı başarı ile “all-female band” konseptini moda haline getiren şarkı… Sahnede tam da buna uygun mükemmel bir all-female band varken bu şarkı es geçilmeseydi keşke… Yalnız bu şarkının bestecisi Carole King beyaz, herhalde The Shirelles’ten hareketle repertuara almışlar. Bizim karşımıza caz, gospel ve folk ağırlıklı bir repertuarla çıktılar. Pek blues’a yer vermediler, buna da üzüldüm. Bana sorarsanız tüm bu müziklerin en siyahı, blues’dur.  Gerçi Billie Holiday’den “Lady Sings the Blues“u söylediler ama bu da bir caz şarkısıdır. Yeri gelmişken, blues söyleyen bir kadını ve blues’u anlatan bu şarkının caz formatında olması bana daima garip gelmiştir. Klasik Türk müziği şarkılarından birinin “Ağla Gitar Çal Gitar” adını taşıması ve şarkıyı çalan sazlar arasında gitarın bulunmaması gibi… Billie Holiday’den dinlerken ağlatır orası ayrı… Bir dizesi şöyle der: “The blues ain’t nothing but a pain in your heart.”

Doğruyu söylemek gerekirse festival programındaki o kadar konser içerisinde bu konseri seçmemin sebebi, grubun genç üyesi Lizz Wright idi. Angélique Kidjo isminin üzerinde tuhaf kıyafetler içinde tuhaf dansların edildiği seksenlerin hayaleti var (bkz. örnek) ve doğrusu Açıkhava’ya da “Yeke yeke” dinlemek için gidilmez. Yine de kabul etmeli ki bu gruptaki tek gerçek Afrikalı, Kidjo ve Beninli şarkıcı bunun da hakkını vererek sahneye seksenlerin değil Miriam Makeba’nın ruhunu taşıdı. Keşke “Pata pata“yı da söyleseydi. Kidjo, Güney Afrika Dünya Kupası’nda da “Afrika’nın divası” olarak onore edildiğine göre uzun zamandır bu Afrika’nın sesi rolünü benimsemiş ve daha yerel müziklere yönelmiş. Dansları, neşesi görülmeye değer… (Turnuvanın resmi şarkısını bir Afrikalı yerine Shakira‘nın söylemesi bazılarının tepkisini çekmişti. Bana sorarsanız “Waka waka“dan daha iyi şarkıyı zor bulurlardı ve Shakira dansı ve performansı ile gerçek bir Afrikalı gibi iyi iş çıkardı. Bu arada bu şarkıların isimleri niye hep böyle ikileme yahu?) Dianne Reeves’e gelince… Konserden önce sorsanız aldığı Grammy’lere rağmen smooth caz söyleyen vasat-üstü bir şarkıcı derdim. Ancak gördüm ki pekala doğaçlama yapabiliyor ve bangır bangır gospel söyleyebiliyor. Yaşına bakılırsa grubun ablası o ama diğerlerini seyirciye takdim etme ve seyirciyi coşturma işini daha çok Kidjo üstlendi. Lizz Wright ise herhalde iki büyüğüne saygısından olsa gerek, seyirci ile iletişime pek girmedi. Konsere onun için gitmiş olsam da kimi zaman ikili kimi zaman üçlü düet yaparak ve kimi zaman solo söyleyerek iki saatten fazla sahnede kalan bu üçlünün arasındaki sinerjiye bayıldım. Afro-Amerika ve Afro-Latin de dahil olmak üzere yirminci yüzyıla damga vuran ve klasik batı müziğinin sırmalarını döken Afrika müziğinin üç farklı geçmişten gelen seslerini yanyana, siyahın üç farklı tonu olarak izlemek güzeldi. Kidjo, her konserde bir dakikalığına olsun mutlaka yaşanan konuşarak seyirciyi sıkma anında derimin renginin önemi yok gibisinden bir şeyler söyledi ama “zenci gırtlağı” ve “zenci müziği” diye birer vakıa var. Beyazlar ne smaç basabilirler ne de her ritmi tutabilirler vesselam… Blues Brothers III çekilirse üçünü de kadro da görmek istiyorum…

Lizz Wright’i bir kez de tek başına İstanbul’da göreceğim günü bekleyeceğim. Gerçekten dünyaya elli yılda bir gelecek farklı bir sese sahip. Böylesine pest bir sesi (tahminen kontralto) kullanmak kolay değildir, iyi alto gerçekten zor bulunur. Bir farkı daha var… Caz gece müziğidir. Oysa Lizz’in sesinde bir sabah tazeliği var. Sesindeki bu duygunun nerden geldiğini bir türlü çözemedim. Gırtlağı soul’a da blues’a da yatkın… Babası çok tutucu olduğundan on sekiz yaşına kadar gospel’dan başka müzik dinlemesine izin vermemiş ve ancak bu yaşında gizli gizli caz dinlemeye başlamış. Dolayısıyla çocukluğunda müzikle bütün teması Mahalia Jackson üzerinden olmuş. Şimdi bir çok türe açılmış durumda fakat gospel’a ayırdığı son albümü de gösteriyor ki gospel’ın onda ayrı bir yeri var. “Hit the Ground” ve “My Heart” gibi bir kaç hit daha yaparsa uzun yıllar sonra artık Nina Simone gibi onun da adına saygı konserleri yapılacaktır. Bu arada o kalın dudaklarını yirim :)

Dum vixi tacui, mortua dulce cano.

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading siyahın üç tonu… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: