ve beklediğim albüm…

13/05/2011 § 5 Yorum

Mor Karbasi’nin tek albüm çıkarıp ortadan kaybolan şarkıcılar kervanına katılmasından nasıl da korkuyordum. İkinci albüm tam üç yıl sonra artık umudu kestiğim bir zamanda geldi ve “Daughter of the Spring” (La hija de primavera) 25 Nisan’da İngiltere’de çıktı. Dün itibariyle de dünyanın geri kalanında dağıtıma verildi. (Bir de arada 4 şarkılık Rosa isimli bir EP yayınlanmıştı ama şarkılar ilk albümle aynı olduğundan bunu ayrı bir albüm saymıyorum.) İlk albüm “The Beauty and the Sea” (La galana i la mar) Mintaka etiketi taşıyordu. Bu seferki albüm, ismine ilk defa tesadüf ettiğim Alama’dan çıkmış. Anlaşıldığı kadarıyla bu etiket kendilerine ait; yani albüm, “indie” bir albüm olmuş. Dağıtımını Le Chant du Monde yapıyor. Yapım şirketinin önemine ayrıca değineceğim.

Evvelemirde söyleyeyim; albüm, ilk dinleyişte insanı saranlardan değil, mutlaka bir çok defa dinleyip demlendirmek gerekiyor. Biraz da bu yüzden üzerine konuşmak için biraz beklemeyi tercih ettim. Bolca dinledim ve Mor kimseyle -bilhassa Yasmin Levy ile- karşılaştırılmak istemese de karşılaştırmak için Yasmin Levy konserinin geçmesini bekledim.

Hollanda’da Melchior Huurdeman’ın programındaki performasından anladığım kadarıyla arada geçen zamanda Mor’un jestleri bile değişmiş. (Video) Şarkı söylerken eteğini toplayışı, sesini tizleştirirken baş ve işaret parmağını ağız hizasında birleştirerek yaptığı hareket (anglo-sakson kültürde okey işareti), palmas vurması, omuzlarını toplayıp çenesini eğerek boynunu gerişi ve daha bir çok ufak jest, flamenkocuları yalnızca dinlemediğini ve fakat izlediğini gösteriyor. Flamenko etkisi şarkılara da yansımış.

Tabi ki esas olan müzikal yönüdür ancak, gelin birbirimizi kandırmayalım, yeteneğini nasıl sunduğunun da bir önemi var. Bu yüzden bir kaç noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Bence; Mor’un Huurdeman’ın programında tercih ettiği sade ve etnik desenli elbise, telkari küpeler ve koyu göz makyajı kendisi için gayet ideal…  Oysa albüm için çektirdiği fotoğraflar, İrlandalı birine aitmiş havası veriyor. Tül elbiseler ve başındaki çiçekten taçla Yukarı İskoçya’daki (Highlands) bir kır düğününden fırlamış bir Kelt gelini gibi… Kraliçe Viktorya da evlenirken böyle giyinmişti (Resim), alakasızlık herhalde yeterince açık.  Askılı veya straplez, fırfırlı veya düz farketmez ancak farklı kültürel çağrışımlar yapan kostümlerden uzak durmalı. Öte yandan Ladino müziğin kökleri Endülüs’te olsa da flamenko ile özdeş değil. Bu yüzden flamenkocular gibi saçlarını topuz yapmasına, hele tarak (peineta) falan kullanmasına da hiç gerek yok. Sevdiği gibi saldığı saçına büyükçe bir çiçek takabilir. Ya da takmayabilir… :)

Yanında yine gitarcı sevgilisi Joe Taylor var. Ancak bu sefer ilk albümün Grammy’li yapımcısı Matt Howe yok. Sanki bu indie albüm fikri, Taylor’dan çıkmış gibi. Bu noktada işin bir sevgili-menajer ya da sevgili-yapımcı olayına dönüşmesinden işkilleniyorum. Biraz alakasız olacak ama bu türden bir menajerlik, Süreyya Ayhan gibi bir atleti bitirmiştir ve bir çok nitelikli müzisyeni de İMÇ\Unkapanı çizgisine düşürebildiği görülmüştür. Gerçi Yasmin Levy’nin de yanında perküsyoncu kocası Ishay Amir var; ama albümler Harmonia Mundi gibi ciddi bir şirketten çıkıyor. Bu cevher, bizim Hasan Saltık veya İspanyolların Javier Limón‘u gibi daha iyi akıl hocalığı yapacak bir yapımcı elinde daha iyi değerlendirilebilirdi sanki… En azından sevgilisi çalsın diye bazı şarkılara elektronik gitar girmezdi. Ayrıca, Mor Karbasi’nin geçen sene İstanbul’da vereceği ilk konserin Türkiye-İsrail gerginliği gibi alakasız bir sebep yüzünden iptal edilmesinden hala menajerleri sorumlu tutuyorum. Yasmin Levy, Mor gibi İngiltere’de değil İsrail’de yaşamasına rağmen, senede üç-dört kez -yedi aylık hamileyken bile- geliyor ve sadece İstanbul’da değil bütün Anadolu’da konserler veriyor; ancak menajerlerin cehaleti yüzünden Mor Karbasi, daha kariyerinin başında Türkiye gibi müziğinin doğal alıcısı olan ülkeyi kaybediyor. Yapılan açıklamanın pespayeliğini de unutmuyorum. Efendim duyum almışlar; kendi ifadeleriyle “unmusical intentions” taşıyan bazı gruplar konsere gelecekmiş. Oysa, Sefarad müziğinin en geniş pazarı; Türkiye -ki Mor Karbasi’nin resmi sitesinin basın bölümündeki gazete küpürlerinin neredeyse tamamının Türk gazetelerine ait olması da bunu gösteriyor. Neyse artık, bu albümün turnesinde mutlaka İstanbul’a uğramalı…  Evet, tüm bunlarda Mor’un zihnimdeki “güzel sesli kavruk hatun” tanımına birebir uymasının ve kıskançlığımın da payı var, n’olmuş? :)

Bu arada ilk albümün yapımcısı Grammyli idi ancak albümü tekrar dinlerken farkettim ki; şarkı isimlerinin albüm kapağına yanlış yazılması gibi sinir bozucu bir hata yapılmış. İlk albümde 8. 9. ve 10. parçaların isimleri yanlış. “Komo el pasharo ke bola” olarak görünen 8. parçanın ismi aslında “Adios estrella brillante”dir. 9. parça ise “Nuestros amores” değil; “Komo el pasharo ke bola” olmalıdır ve “Nuestros amores” de aslında “Adios estrella brillante” olarak görünen 11. parçadır. Yine de ciddi bir yapımdı – ki tek albümde Mor’un yılların isimleriyle birlikte anılmasını sağladı.

Biraz önce Mor’un bazı fotoğraflarında Keltlere özenme hissettiğimi söylemiştim. Şimdi müzikal anlamda da bazı şarkılarda Kelt müziği ve\veya fado etkisi var. Akıllara “Portekiz’in fadosu ile Keltlerin ne alakası var?” gibi bir soru gelebilir. Bu çok netameli bir konudur ve hakkıyla araştırılmış da değildir. Müzikoloji çalışan varsa iyi tez konusu olur, söyleyeyim. Ayrıntılara girmeyeceğim. Şu kadarı ile yetinelim; Portekiz’de bu ilişkiyi tespit etmek biraz zor olsa da İspanya’nın otonom bölgelerinden ve Portekiz’in kuzeye doğru doğal uzantısı olan ve Portekizce’nin bir diyalektini (Galisyaca) konuşan Galisya’ya yakından bakılırsa, İberya’nın Atlantik kıyılarında çok açık şekilde Kelt izleri görülür. Bu konuda beni ilk kez düşünmeye sevkeden şey, Galisyalıların elinde gayda -onların deyimiyle gaita galega– görmüş olmamdır. (Diyeceksiniz ki; tulum çalan Karadenizliler de mi Kelt? Bilmem, belki Keltler Karadenizlidir. :)) Sonra düşündüm ki; bu adamların adı zaten Keltik… Galisya ile Galler şüphesiz ki aynı kökene işaret ediyor. (Evet, bir de doğu Avrupa’da Galiçya var, orası karışık.) Tabi diller farklı, Portekizce (ve Galisyaca) İtalik diller, hatta Latince’ye vokabüler olarak İspanyolcadan daha yakınlar ama belki biraz karşılaştırmalı lingüistik çalışılsa bu yönden de bazı ilişkiler tespit edilebilir. Ancak müzikal anlamda bu bölgenin müzikleri Akdeniz müziklerinden her bakımdan farklıdır. Yani, Amália Rodrigues‘in Ümmü Gülsüm ve Édith Piaf ile birlikte Akdeniz’in üç büyük sesinden biri olarak gösterilmesi de yanlıştır çünkü fado Akdeniz müziği değildir. Portekiz’in Akdeniz’e kıyısı da yoktur zaten ya işte coğrafya bilmeyen adamlara ne anlatacaksın? Hüzünlü fadonun akrabalarını aslen birer dans müziği olan ritimli müziklerin egemen olduğu İberya içlerinde değil; yukarki kıyılarda aramak lazım. Her neyse… Mor Karbasi’nin boş zamanlarında Amália Rodrigues mi yoksa Loreena McKennitt mi dinlediğini merak etmiyor değilim. Aslında Portekiz’deki bir festivalde direkt fado da söylemişti. (Video) Böylece en azından Amalia dinlediğini biliyoruz. İlk albümdeki “La galana i la mar” adlı şarkıda bu etkiyi farketmiş ancak emin olamamıştım. Bu şarkı esasen geleneksel bir Sefarad düğün şarkısıdır ve başka icracılardan dinlenirse (Örnek 1, Diğer örnekler) gayet oryantal olduğu görülür. Oysa Mor’un versiyonunda flütle açılan şarkı, kimlik değiştirmiş Keltik olmuştu. Bu albümde de yine diğeri gibi albüme ismini veren La Hija de la Primavera ve Volveremos adlı şarkıları duyunca aynı konu kafamı kurcaladı. Arvoles’i dinleyince ise Mor’un arayışını kesin olarak gördüm. “Arvoles Yoran Por Luvyas” diye başlayan bu güzel şarkı da aslında bu türün hemen tüm şarkıcılarının söylediği tipik bir Sefarad şarkısıdır. (Örnek 1, Diğer örnekler) Ancak albümde bambaşka bir şeye dönüşmüş. Ben pek beğenmedim. Bu konuda iyidir, kötüdür demiyorum; sesini arıyor, umarım bulur. Şurasına eminim ki; diğer Ladinoculardan farklı olacak bu kız…

Ay Ke Buena ve  Dezile Al Mi Amor daha çok Türkiye’den derlenen bol darbukalı Ladino şarkılara benziyor. Yalnız ikincinin girişindeki elektronik gitarı duyunca bir an şarkıya Ersen ve Dadaşlar girecek sandım. Şimdi sırf gitarcı sevgili çalsın diye buraya elektronik gitar mı sokuşturmak gerek? Asentada En Mi Ventana’yı ise daha önce Janet ve Jak Esim çiftinden dinlemiştik. Mor’un vokalinde sıklıkla kullandığı -bilmem nasıl ifade edeyim- “nefes nefese” gibi bir şan tekniği vardır. Aslında gerçekten geniş aralıklı bir sesi olup nefes alıp vermede acemilik gösterecek de değildir. Bunu kasıtlı olarak yapar; bazen “nefes nefese” söyler ve şarkıya enfes bir hava katar. Bu şarkıyı tam böyle okumuş ve Janet-Jak Esim yorumunu da pek sevsem de gayet sade ve güzel olduğunu söyleyebilirim.

Diğer şarkılar bunlar kadar geleneksel değil. Mor, İngiltere’de yaşadığı için bazı şarkılarında ister istemez neo-soul etkisi görülüyor. Bugünün müzik dünyasında kaliteyi bozmadan popülerleşebilmenin tek yolu da bu gibi…  Alelade popçular dışında yüksek satış rakamları yakalayıp hem de Grammylerde görünen Joss StoneCorinne Bailey RaeAmy Winehouse gibi  isimler hep neo-soulcular arasında çıktı. R&B’ye kaçmadan saf blues ve soul, güçlü sesi olanların sesini de açar ve vokalin başka imkanlarını da görmesini sağlar. Dozunda bırakır ve köklerinden uzaklaşmazsa bazı denemeler yapmasında sakınca yok. La Hija de la Primavera’nın girişinde ve piyanonun girdiği yerlerde böylesi hoş bir hava yakalanmış. Londra’nın kültürel ortamında yetişmesinin ona kattığı şeyler var. Kendi şarkılarını yazma konusundaki gayreti de belki “singer-songwriter“ların (cantautori) bu ülkede gördüğü takdirden kaynaklanıyordur. Hatta yer yer bizzat klavsen çalması da takdire değer. Elbette bir Norah Jones olmayacak, tamamen farklı bir müzisyenden bahsediyoruz ancak o çok verimli ortamı değerlendirerek kendini geliştirmekle iyi ediyor. “Doğulu” müzikler belki ancak bu sayede kabuklarını kırabilecekler… Hatta şöyle söyleyeyim; Batılılar bu müzikleri yalnız kulaklarına “egzotik” geldiği için dinlememeliler, iyi müzik oldukları için dinlemeliler. Bu da her şeyden önce modern bir icra gerektiriyor.

La Kantiga de Los Madres gerçekten farklı bir şarkı olmuş. Girişte Mor’un yine nefes nefese okuyuşuna yalnızca pizzicatolar eşlik ediyor. Dil Ladino fakat yaylıların girmesi ile parça daha kuzeyli bir havaya bürünüyor. Sefaradlardan çok Aşkenazlara ait bir ninni gibi… Mor’un İbranice şarkısı var ancak hiç Yiddish söylemeyi denedi mi bilmiyorum. Denerse herhalde bunun da altından kolaylıkla kalkacaktır.

Un Beso de Vida da bu sefer caz perküsyon kendini hissettiriyor. Burada da başka bir arayış var. Yalnız bu şarkının girişindeki ufak gitar kısmı bana Casa Limón’un web sitesindeki şu melodiyi hatırlattı. Bu kadar benzemese iyiymiş…

Uzun lafın kısası; Mor Karbasi ismini daha uzun seneler dinleyeceğimiz anlaşıldı. Albüm, hem zevkle kendini dinletiyor; hem üzerine bu kadar düşündürmekle “tüketilecek” bir şey olmadığını gösteriyor. Artık İstanbul’a gelmesini bekleyeceğiz… Anlamsız sebeplerle bunu ertelemesin… Kendi de klavsen çaldığı için bilecektir eski klavsenlerin bir çoğunun kapağında bazı mottolar yazar ve biri de şöyledir:

Musica componit mollitque irarum ardores ;)

Reklamlar

Tagged: , , , , , , , , ,

§ 5 Responses to ve beklediğim albüm…

  • EGe dedi ki:

    Portekiz’de Kelt kültürünü hissetmek için biraz orda yaşamak lazım sanırım ama Akdeniz’e kıyısı olmasa bile buram buram Akdeniz havası alıyor insan bence, lisede bir hoca Keltlerin Galata Kulesi’nin orda ikiye ayrıldığını bir kısmının Karadeniz’e bir kısmının Avrupa’ya doğru gittiğini söylemişti ne kadar doğrudur bilemem ama… Hatta Pontus ‘dan dolayı Yunanistan’da bile etkisi var, birkaç sene evvel ki Eurovision şarkıları bile tam bir Karadeniz havası estiriyordu

  • aykutalp dedi ki:

    Ege şimdi Anadolu’da yaşamış olan Galatlar diye bir kavim var ama Karadeniz’de değil Orta Anadolu’da yaşamışlar. Bunların ve yukarıda bahsetmediğim Fransa’daki Galya’nın da Keltlerle bağlantısı olduğu söyleniyor. Yalnız bunlar Anadolu’dan çıkıp mı oraya gittiler; oradan mı buraya geldiler belli değil.
    Karadenizle bağlantıları daha doğrusu Galatlarla Helenlerin ilişkisi konusu ise biraz daha karışık gibi… Şöyle toparlayalım. Bir kere bizdeki “tulum”u daha çok Lazlar çalıyor. Lazlar ise Helenik değil, Kafkas kökenli Gürcülerle akraba bir halk. İlginç şekilde bunlar tuluma “guda” (gayda?) diyorlarmış. Öyleyse Galatların Rumlarla değil Lazlarla ilişkisinden bahsetmek gerekir. Fakat işte coğrafya gene farklı. Yunanistan Örovizyon’da kemençe kullanmıştı. Kemençenin Helenik mi, Türkik mi, Kafkasik mi olduğu tartışmalı. Klasik kemençenin Girit’te “lira” isimli bir benzeri var ve yanılmıyorsam klasik kemençeci Derya Türkan çalgının helenik olması daha muhtemel diyordu. İşin doğrusu, bunun Vasilaki gibi ilk virtüözleri de İstanbullu Rumlardır. Ancak Karadeniz kemençesi bu çalgıdan oldukça farklı ve Yunanistan’da yok. Bazı organoloji çalışmalarında eski Türkler’deki “ıklığ” ile bağlantı kuranlar var. Tabi kesin bir şey söylemek zor. Konuya dönecek olursak; kemençenin Keltlerde bir benzerini aramak gerekir. İrlandalılar benim bildiğim kadarıyla kemandan başka yaylı çalmıyorlar. Dolayısıyla en azından müzikal anlamda Keltler ile Helenler arasında bağlantı kurmak zor. Aslında Anadolu’da arkeolojik kalıntılar dışında Galatlar’dan kültürel bir iz bulmak da zordur. Çünkü aslen Yozgat çevresinde yaşadıkları söyleniyor; bu yüzden Yozgat’ın en büyük otelinin adı “Galata Otel” ve her sene “köklerini arayan” bi’ sürü turist geliyor.(Gelenlerin de çoğu Alman. Almanların Galatlarla alakası var mı, o da tartışılır.) Yani etkileri olsa asıl bu bölgede olması gerekirdi. Oysa bölgeyi tanıyan biri olarak; söz gelimi Orta Anadolu müziğinde Galatlardan en ufak bir iz kalmadığını söyleyebilirim.

  • […] Karbasi ile ilgili yazdığım son yazıdan sonra daha önce içinden çıkamadığım bir soru yine aklıma düştü: Mor kelimesi nerden […]

  • […] Hija de la Primavera” albümünü o günlerde değerlendirmiştim. İlgili yazı için tıklayınız […]

  • […] rastladım. İşte paylaşıyorum; MOR’UN PEŞİNDE Mor Karbasi ile ilgili yazdığım son yazıdan sonra daha önce içinden çıkamadığım bir soru yine aklıma düştü: Mor kelimesi nerden […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading ve beklediğim albüm… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: