filme doyalım…

15/03/2011 § Yorum bırakın

Program açıklandı… Antoloji hazırlayanların ve festival düzenleyenlerin daima muhatap olduğu “bunu niye seçtin? onu niye seçmedin?” türünden çemkirmelere katılmayacağım; çünkü herkesi tatmin etmenin bir yolu yok. Serde sinefillik varsa zaten bir noktadan sonra izlediğin filmin adının önemi kalmıyor. Projektör, par par par diye çalışsın ve bir takım hayaller perdede kımıldasın yeter. Maalesef programdakilerin hepsini izlemek mümkün değil. Gözüme çarpan bazılarını paylaşıyorum…

19 başlık altında toplanmış filmler;

i) Oniki filmin yeraldığı uluslararası yarışma bölümünden birine gidecek olsam; tercihim Japon yapımı “Noruwei no mori” olur. Yönetmeni tanımıyorum ancak trailer‘ı çekici… Sinemayı konu edinen filmleri sevdiğimden bu bölümdeki Uruguay yapımı “La vida útil” de dikkatimi çekti ancak film biraz “bayık” gibi… :) Diğer filmlerin pek bir albenisi yok ama tabi çok şey kaçırıyor da olabiliriz.

Yarışma dışı bölümü herhalde beni düşünerek dans ve müzik filmlerine ayırmışlar. Bu bölümde öncelikle üç boyutlu bir dans filmi, koreograf Pina Bausch anısına çekilen “Pina” var. Bahse girerim, bu 3D (!) filmde bir Saura tadı yoktur. (Ama bu bölümde olmasa da programda Saura da var!) Yarışma dışı bölümün asıl bombası herhalde Napoliten kültürü ululayan “Passione” olacak. (Trailerında Pietra Montecorvino çalıyor yahu!) Ve Küba müziğiyle bezeli bir animasyon “Chico y Rita”… Pixar tarzı animasyondan sıkılanlar için: trailer… Bir de Mozart’ın Don Giovanni’sinden uyarlama “Juan” diye bir film programa girmiş. Trailerını izledim, yoo dostum yoo…

Havana, müzik ve gerçek anlamda "çizgi"... Çok şey vaat ediyor....

ii) İkinci başlık sinemada insan hakları yarışması… Bu konuların ben belgesel filmlerde işlenmesi taraftarı olduğumdan favori kategorim değil. Ancak en azından tanıdığımız yönetmen Icíar Bollaín‘in “También la lluvia”sı düşünülebilir.

iii) Türkiye Sineması 2010-2011… Yaklaşık 50 Türk filmi var. İlgilenmiyorum.

iv) Sinema Onur Ödülleri… İki Türk filmi var. Evet, geçelim.

v) Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden. Başlık aldatmasın sadece Memduh Ün’ün 1958 yapımı “Üç Arkadaş” filmi var. Atlas Sineması’nda tek seans olacakmış. Denk getirebilirsem izlemek isterim…

vi) Altıncı kategori; İstanbul 2010… İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle çekilen filmler yer alıyor. İstanbul’a tek bir kalıcı eser kazandırmayan bu fonun paralarının nereye gittiği konusu beni daima sinirlendirdiğinden uzak durmak en iyisi…

vii) Akbank galaları… Bu kategorinin ismi “Akbank güzelleri” olsa daha yerinde olurmuş. Keira Knightley ve Eva Mendes, “Last Night”ta; yine Keira Knightley,  Never Let Me Go”da; Catherine Deneuve, “Potiche”de; Nicole Kidman“Rabbit Hole”da; Rachel Weisz ve Monica Bellucci, “The Whistleblower”da; Marion Cotillard, “Les Petits Mouchoirs”de… Gönlüm Monica ve Eva’dan yana ama ikisi de yan rollerde… Zaten popüler Amerikan filmlerine de vaktimiz yok…

O Estranho Caso de Angélica

viii) Sekizinci başlık; Yıllara meydan okuyanlar… Carlos Saura’nın son filmi “Flamenco Flamenco” bu bölümde. Seksen yaşında hala film çeken Saura kimleri biraraya getirmemiş ki; Paco de Lucía, Farruquito, José Mercé, Estrella Morente (güzel Estrella), Niña Pastori, Manolo Sanlúcar, Tomatito, Eva Yerbabuena (uh!) ve daha piyasada ne kadar flamenko ustası varsa… İzlenmeli! Biraz önce Saura’nın yaşına laf ettik ama bu bölümdeki “O Estranho Caso de Angélica”nın yönetmeni Manoel de Oliveira, 1908 doğumlu… Imdb kullanıcılarının beğendiği anlaşılan bir diğer Portekiz filmi “Mistérios de Lisboa” ile birlikte düşünülebilir. (Bu da at yarışçılarına tüyo verenlerin “kuponlarda bulunmalı” ifadesine benzedi.)

ix) Dünya festivallerinden; Béla Tarr’ın “A torinói ló”su bir… Mesleki bir merakla, “Tropa de Elite”nin devam filmi “Tropa de Elite 2 – O Inimigo Agora É Outro” iki… Güzelim nisanda bir Fernando León De Aranoa izlemeli mi, tereddütteyim. Sevenleri için “Amador” var. Hiç Kırgız filmi izlemediğimden “Svet-Ake”yi de merak ediyorum.

x) Onuncu başlık; Genç Ustalar… Yönetmenler ilk filmlerinde (ve üstelik filmler gösterilmeden) nasıl “usta” ilan ediliyorlar bilmiyorum ancak sınırlı sayıda filme gidebilecekler için bu kategorinin riskli olduğunu söyleyebilirim. Psikopat Koreli yönetmenleri sevenler “Kim Bok-nam salinsageonui jeonmal”i tercih edebilirler.

Béla Tarr'ın “A torinói ló" filminden...

xi) Ntv belgesel kuşağı… Çok film var. Belgeseller sıkmaz. Hepsi seyirlik…

xii) Mayınlı bölge… Kimisini filmin yarısında salondan çıkarabilecek kadar rahatsız edici filmler olduğunu sanıyorum. Kararsız kaldım, bu gruptan bir filme “rastgele” yapabilirim.

xiii) On üçüncü kategori; Geceyarısı çılgınlığı… Festivalin seviyesini düşüren bu kategori umarım gelecek sene olmaz. Televizyonda Flash TV’nin bile göstermeyeceği beşinci sınıf gençlik-korku filmleri var… Geçelim.

xiv) Çocuk mönüsü… Hımm… Aslında Walt Disney ve Pixar alternatiflerini görmek hoşuma gidiyor ancak animasyona gidersem tercihimi yukarıdaki Chico y Rita’dan yana kullanırım.

xv) İsimsiz (film)…. İşte festivali festival yapan, başka yerde görülmesi zor filmlerin yer aldığı bir kategori. 1968 yapımı “Lucía” ‘yı not ediyorum.

xvi) Claire Denis – Tindersticks: Müzik ve Film… Aranan seyirci ben değilim.

xvii) On yedinci başlık; Anılarına… Evet, işte her sinemaseverin içini kıpırdatacak bir kategori. 2010 yapımı bir film hariç klasikler var. Billy Wilder‘in “Some Like It Hot”u, David Lynch‘in “Blue Velvet”i, Mario Monicelli‘nin “I Soliti Ignoti”si, iki Blake Edwards ve bir Claude Chabrol…  Yönetmenden hareket edersek David Lynch derim ama sanırım Marilyn Monroe‘yu perdede görebilmek için tercihimi “Some Like It Hot“tan yana kullanacağım.

Onu ancak ekrandan izleyebilmiş olan bahtsız gençliğin bir ferdi olarak; Marilyn'in perdede nasıl göründüğünü gerçekten merak ediyorum...

xviii) Bir zamanlar festivalde: Siyad’ın keşifleri… Bu kategoride tanıdığım yalnız Lars von Trier ve Kar Wai Wong var. Diğerleri bakımından ise Siyad üyelerine güveniyorum. Keşif için diğerlerinden birini seçebilirim.

Eğer sinema tarihinde şimdiye kadar çekilmiş "mükemmel" bir film varsa, o herhalde bu oluyor.

xix) Son kategori; Film Gibi 30 yıl. Ve işte sinemayı bize sevdiren filmler… Buradaki filmlerin hepsini birer yönetmene seçtirdiler. Bense izlemek için aralarından seçim yapamıyorum. Yıllarca küçük bilgisayar yahut televizyon ekranlarında izlediğimiz filmleri nihayet beyaz perdede izleme fırsatı doğdu. Geçen yazımda Carlos Saura‘nın Kanlı Düğün‘ünden bahsetmiştim. Bu filmin de buraya alınmış olması güzel bir tesadüf oldu. Ama Saura’dan önce seçeceklerim var. Bir kere; Fellini‘nin Sekiz Buçuk’u, pardon, ‘u… Guido’yu bir kere de perdede görmeliyim. Gidilecek! Sonra, Antonioni‘nin “Il Grido”su… Daha listede iki Bergman, bir Tarkovsky var… Hangi birini izlemeli?

Şimdilik ancak isimlere bakabildim. Seanslara ayak uydurabilecek miyim bilmiyorum. Yapacağız bir şeyler…

Biletler, haftaya cumartesi çıkıyor, unutmayalım; unutanları uyaralım…

ars longa, vita brevis

Reklamlar

Tagged: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading filme doyalım… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: