antonio gades’i andık…

06/03/2011 § 2 Yorum

Dün akşam Antonio Gades Flamenko Kumpanyası, Cemal Reşit Rey’de idi.  2004’te kaybettiğimiz Gades’i anma fırsatı bulduk. Hem de iki meşhur koreografisi, Kanlı Düğün ve Flamenko Süiti ile…

Gades’i, Carlos Saura’nın Flamenko üçlemesi [Bodas de Sangre\Kanlı Düğün (1981), Carmen (1983), El Amor Brujo\Büyülü Aşk (1986)] ile tanıdım. Saura’yı tanımak için izleme listeme aldığım filmler, bana bambaşka bir adamı, Antonio Gades’i, tanıttı. Hayatta öğrendiği şeylerin, yaklaşık bir hesapla, üçte ikisini filmlerden öğrenmiş biri olduğumdan bunda şaşılacak bir şey yok.

Antonio Gades

Antonio Gades, çingene değildi. Endülüslü bile değildi. Fakat flamenkonun üç sacayağından  [çalma (toque), söyleme (cante) ve oynama (baile)] birini, yani dansı bugün geldiği noktaya getirdi.  Gerçi sahne şimdi Joaquín Cortés gibi işi soytarılığa vuranlara kaldı fakat flamenko bugün Endülüs’ün küçük tablao’larından çıkıp hem de özünü koruyarak İstanbul’un Harbiyesinde izleyici çekiyorsa bu Gades  (ve hocası Pilar López) sayesindedir.

Flamenko üçlemesi

Saura’nın üçlemesi için Gades’in uyarlamak üzere seçtiği eserler dikkate değer… İlki, duende’nin teorisini yapan Federico García Lorca’nın Kanlı Düğün’ü… Gades, kendisinden çok etkilendiğini itiraf ettiği Lorca’nın bu tiyatro oyununu, bırakın diyalogu “tek bir kelime” içermeyecek şekilde uyarladı dans sahnesine. “Uyarlama”nın kuru bir aktarım değil, bir yeniden yaratım olduğunu gösterdi. Aynı koreografiyi dün de izleme fırsatı bulduk ancak Gades ve partneri Cristina Hoyos’un birlikte performansını da aradık. (Filmden bir kaç sahne: Video1, Video2, Video3)

Carlos Saura'nın Antonio Gades ve Cristina Hoyos'lu flamenko üçlemesi

İkincisi, Prosper Mérimée’nin Carmen’idir. Bu eserin seçimi de riskli sayılır. Bir kere, önünde Bizet’in meşhur opera uyarlaması vardır. Sonra Carmen, bir Fransız’ın İspanya’ya, neresinden bakılırsa bakılsın, oryantalist diyebileceğimiz dıştan bir bakışıdır. Buna rağmen Gades içerden biri olarak bu eseri itmemiş, alıp yoğurmuş ve Bizet’in müziklerini de kullanarak çok farklı bir hale koymuş ve konuya daha uygun olarak flamenko ile buluşturmuştur. Bu noktada Gades’in sahneye uyarladığını, sinemaya uyarlayan Saura’nın da hakkını vermek gerekir. İzleyicinin gerçek ve kurgu algısı ile oynayan enfes bir yapısı vardır filmin. Tabi Bizet’in Carmen’ine de laf söylersek çarpılırız. Bizet’in müziği flamenko değilse de konuya uygun şekilde pasodoble esintilidir ve üvertürü ve habanerası başta olmak üzere, her şekilde enfestir. (Bu arada, Carmen karakteri ile Victor Hugo’nun Esmeralda’sı arasında şöyle eli yüzü düzgün bir mukayese yapıp, konuyu Yahya Kemal-Münir Nurettin ikilisinin “Endülüs’te Raks”ına bağlayana lokum veriyorlarmış ama bu pazar günü buna takatim yok ve yetiştirmem gereken bir tez var.)

Üçüncüsü, Manuel de Falla’nın Büyülü Aşk balesi… De Falla ismi de (Isaac Albéniz ile birlikte) klasik müziğe yerel motiflerin katılması bakımından önemli. Alman müziğini taklit etmektense dönüp Endülüs’e bakan de Falla’nın tavrı, herhalde Gades’in hoşuna gidiyordu.

Gades’i büyük yapan nedir?

Antonio hocasından önce etiği ve sonra estetiği öğrendiğini söylüyor.  Teknik ise galiba daha sonra geliyor… Herhalde tekniği en başa koyan bütün yeniyetme dansçıların ondan öğrenecekleri var.

Gerçi Gades’in tekniği – hem el tekniği (braceos), hem ayak vuruşları (zapateado)– mükemmeldir. Bale dönüşleri  pirouette ve fouetté ile birleştirdiği dönüş tekniği kusursuzdur. Fakat Gades’i Gades yapan tekniği değildir. Onu bugün sahnenin kendilerine kaldığı Joaquín Cortés gibilerinden ayıran, kuru bir teknikle değil, hisseden ve hissettiren bir estetikle dansetmesidir. Şu tavrı herhalde meseleyi özetler: “Dört pirouette yapmanın anlamı nedir?” diye sorar Antonio “Eğer bir tanesi mükemmel ve her şeyi söylüyorsa…”

Antonio Gades’in en başa etiği koyması da anlamlıdır. Burada önemle ifade edelim ki, sadece bizde değil bütün dünyada performans sanatçılarının en büyük eksiği, yaptıkları işin felsefesini yapamamalarıdır. İyi bir kemancının ya da oyuncunun çok yetenekli olmasına rağmen sanatı hakkında bir şeyler sorulduğunda cevap veremeyişi çokça görülür. Gades öyle değil… Her halinden yaptığı şey üzerine düşündüğü belli. (Tabi burada onun sadece dansçı değil, aynı zamanda koreograf olduğunu da unutmamak lazım.)  Antonio’nun sadece flamenko veya dans bakımından değil, bütün sanat dalları ve sanat felsefesi bakımından değerli bazı sözlerini aktarmakla yetiniyorum:

“Ben bir folklorcu değilim, fakat folkloru bir şairin gramer çalışması gibi çalıştım. Bir şair kelimeyi (sözü) arar,  ve yoksa, onu yaratır. Fakat sözlükler yapmaz. Benim fikrim bu folklor ile biraz daha fazlasını yapmak: halktan koparıp ona fahişelik ettirmek değil fakat özünü alıp başka bir şey ortaya çıkarmak, hareket ile bir hikaye anlatmak… En altta, ilk gelen harekettir. Oradan itibaren, edebiyat , müzik, gelenekler, kostümler, ışıklar ile birlikte hikayeyi nasıl anlatacağımıza bakarız. Bir romancının önce bir hikayesi ve birkaç karakteri vardır ve sözler daha sonra gelir. Dansta da aynıdır. Önce mantık ve sonra müzik gelir.”

Ve genç dansçılara;

“Hayatta hata yapmak lazım, hata yapmıyorsan bitmişsindir. (jodido diyor aslında :)) Einstein izafiyet teorisini geliştirene kadar kaç kez hata yaptı? Aramazsan, hata yapmazsın. Araştırmaya yönelik her şey bence iyidir ve her yaratıcı özgürdür. Fakat şimdi füzyondan bahsediyorlar ve orada dikkatli olmak lazım. İspanyolcayı ve İngilizceyi aldın ve füzyonladın, ne çıktı ortaya?: Bir korkuluk (ucube). Roma forumunda Gades şehrinden, eski Cádiz, bir dansçının mezarı varmış  ve üzerinde şöyle yazarmış: ”Toprak (dünya) üzerinde hafif olsun, tıpkı senin onun üzerinde dolaşırkenki hafifliğin gibi.” Toprağı çiğnersek, hiçbir şey vermez. Ne buğday, ne de ses…  Toprağı okşamalı… Topraktan ihtiyacın olan sesi alman için ruh halinden anlamalısın. Bugün aşırı vuruyorlar. Ve zapateado, perküsyon değildir. Bir duygunun devam edişidir.  Ve kollar da aynı… Bazen kesilmişe benziyorlar. Commedia dell’Arte çalışmak gerekiyor. Eller bir şey söylemek isteyen birer jesttir. Bir istemek için ve bir reddetmek için dilleri vardır. Sertim çünkü kayıtsızlığı anlamıyorum. Bir iş yapıyorsan, yorulmalısın (joderte diyor aslında :)) ve kendini derinden o işe adamalısın.”

Kastanyetli bölümden...

“Bugün yetenekler yaygınlaştı. Asgari bir başarı yakalayan, kendi kumpanyasını kuruyor. Asla bu bağımsız kumpanyaları izlemedim.  Bir dansçı biraz öne çıkıyor ve on dakika içinde koreograf oluyor. Böyle olmaz. Diyorlar ki; danslar evrim geçirdi. Farruca, mesela… Onu dansetmeyi bilmeden nasıl evirebiliyorlar? Bir şeyi değiştirmen için önce onu çok iyi bilmen gerekir.”

Bu sözlerde görülür ki Gades, sadece dansetmemiş; sanatı üzerine düşünmüş ve kendi poetikasını yapmıştır. Ve aramızdan ayrılmadan önce şöyle der;

“Rüzgar gibi geldim ve rüzgar gibi gideceğim ve gidecek olmam sorun olmayacak çünkü gelmemle de bir şey değişmemişti. Herhangi bir jest, bu jesti yaratan milyonlarca ölüden yadigardır. Bir gün onu aldım ve başka hücreler (hususiyetler) ekledim, fakat benden sonra o yoluna devam edecek.”

Huzur içinde uyu, maestro…

Gösteriden akılda kalanlar

– Kanlı Düğün’de genç kadro tutuktu. Fakat Cristina Hoyos’un yerine gelini oynayan Cristina Carnero öne çıktı, geleceği parlak… Genel anlamda gençlerin henüz, bu bölümde sannede olmayan, sanat yönetmeni Stella Arauzo‘nun düzeyinden uzak olduklarını söyleyebiliriz. (Farruca’da danseden Adrián Galia mı idi emin olamadım. İsmi listede yoktu. Ancak Farruca’daki dansçı da oldukça iyi idi.)

Stella Arauzo

– Sahneyi Flamenko Süiti’nin ikinci parçasındaki Bulerias’ı ile Stella Arauzo ısıttı. Kalan kısım ise gerçekten iyi idi. Kızların kastenyetli bölümleri bilhassa güzeldi. Kastanyet tekniğini belli ki iyi çalışmışlar. Gösterinin sonunda ise bütün kumpanya duende’yi yakaladı.

– Farruca, Antonio Gades ile özdeşleşmiş olsa da ve ondan sonra gelen herkes bu ismin altında kalacak olsa da, Farruca kısmı oldukça iyiydi. (Gades, Carmen filminde şöyle diyordu: “Onbeş yaşımdan beri dansın her türlüsünü, ama her türlüsünü, yaptım. Fakat Farruca, hepsini anlamamı sağladı.” Aslında Alegrias, Tangos gibi palo’ları, herkes sever fakat Farruca biraz daha ince bir zevk istiyor. Tıpkı Klasik Türk Müziğinde Nihavend’i Rast’ı herkesin ama Segah’ı, Karcığar’ı ancak bazılarının takdir edebilmesi gibi. Şuradan Farruca’yı mükemmelleştiren Gades’ten ufak bir kuple izlenebilir: Video )

– İsmini öğrenemediğim (galiba Joni Cortes) uzun saçlı genç cantaor’u fazlasıyla beğendim. Sanırım ismini yakında benle birlikte herkes öğrenir.

————

Gece sevgili arkadaşlarım Mahmut ve Elif ile sığındığımız bir tavanarasında bitti. Eşlikleri için ikisine de teşekkürler…

alter ipse amicus…

Reklamlar

Tagged: , , , ,

§ 2 Responses to antonio gades’i andık…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading antonio gades’i andık… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: