buika’ya ne oldu?

13/02/2011 § 4 Yorum

4 Şubat’ta son albümünün turnesi kapsamında CRR’deydi. Gördüğüme sevindim, fakat içime sinmeyen yerler oldu…

Kübalı gibi davranmaya başlamış… Ekvator Ginelidir, Mayorkalıdır, fahri Endülüslüdür ama Kübalı değil, öyle davranmamalı… Ben bunda bazı yeni arkadaşların parmağını seziyorum…

Evet, beş senede geldiği yer göz kamaştırıcı ancak buraya kadar ‘kendine özgü’ tavrıyla geldi; kariyerinde tam da burada böyle bir kırılma olmamalı…

Şöyle geriye doğru bi’ bakalım…

Concha‘nın debut albümü olarak 2005’te Dro-Atlantic’ten çıkan albümü gösterilir. Fakat 2001’de piyanist Jakob Sureda ile kaydettiği Mestizüo adlı unutulmuş bir albümü var. Misty, Stand By Me, Autumn Leaves gibi caz standartlarını biraz funky söylüyor. Başarılı sayılmaz. Eh, Jakob Sureda da bir Chucho Valdés değil. Ama albümün adı, kafasındakiler hakkında bir ipucu veriyor: Mestizo yani melez. (Yalnız isimdeki “ü” harfinin işlevini anlayan beri gelsin.) Buika, bir Akdeniz adasında çingenelerin arasında büyümüş bir Ekvator Gineli olarak ruhen tam bir “mestiza” olduğuna göre girdiği yol doğru…

İlk solo albümünü çıkardığında kafası karışık… Elektronik sesler falan var… Yalnız  son parçası meşhur bir tango; “Nostalgias”. İlk başarılı füzyon denemesi herhalde budur. Gitar eşliğinde avuçlarıyla compás tutarak söylediği şarkı, güzel bir tango-flamenko olur. Aynı tangoyu bir sonraki albümünde de kaydetti. Bu sefer altyapı piyano ağırlıklı ve pekala türüne tango-flamenko-caz diyebiliriz… İlk kayıt daha güzeldir ancak en azından başka füzyon imkanlarını denemiş olması güzel…

Bir de bu albümle birlikte yapım şirketi değişir. Diyebiliriz ki Concha kendini plak şirketi Casa Limónda buldu. Zaten füzyon dediğimiz müziği, bir türün enstrümanlarıyla diğerini çalmak ucuzluğundan çıkaran, yapımcı Javier Limón‘dur. Kübalı piyanist Bebo Valdés ile Endülüslü flamenko şarkıcısı Diego el Cigala‘yı bir araya getirdiği Lágrimas Negras albümünün başarısı henüz geçilmiş değil. Buika’da yaptığı şeyi de daha önce La Negra‘da denemişti. (Güzel de olmuştu ama bilinmez bir sebeple La Negra ikinci bir albüm çıkarmadı.) Mi niña Lola albümünde Buika’ya “Ojos verdes” gibi geleneksel bir copla okutmasıyla flamenko-caz başka bir yere geldi. (Paco de Lucía ve Camarónlarla başlayan “nuevo flamenco” zaten cazla füzyona yatkındır. Ama ya copla?) 

Buika’nın burda çıkardığı Niña de Fuego albümü enfes bir flamenko-caz çalışması olur. (Latin Grammy’de yılın albümüne aday gösterildi ama ödülü gidip Kolombiyalı bir rockçıya verdiler.) Bu albümde yine dikkat çeken melez bir şarkı var, hem de bir ranchera; “Volver, volver“.

Buraya kadar Concha’nın gelişi, tam bir yükseliş… Gelelim zurnanın zırt dediği yere…

“Volver, volver”i çıplak sesle okuduğunda bile ortaya tarifsiz güzel bir şey çıkınca kendisinden zaten başka Meksika şarkıları bekleniyordu. Ve Chavela Vargas‘a adanan son albüm geldi: El último trago. Proje kağıt üzerinde müthiş; i) Chavela Vargas gibi çatallı bir sesin şarkılarını, Buika gibi puslu bir ses okuyacak, ii) Volver,volver tuttuğuna göre pekala Meksika şarkıları flamenkoya caza geliyor ve kendi karma türleri dışında Meksika’da pek füzyon örnekleri yok, iii) Lagrimas Negras’taki gibi Kübalı bir piyanist, bu sefer Bebo Valdés yerine oğlu Chucho Valdés, Buika’ya eşlik edecek.

Oldu mu? Bence olmadı… (Bu sefer Latin Grammy’i verirler artık…)

Öncelikle parçalar kötü seçilmişti. Chavela Vargas rancheralar ile meşhur iken ve daha önce başarıyla okuduğu “Volver,volver” katıksız bir ranchera iken; albüme bolerolar alınmıştı. (Boleronun Meksika müziğine Küba etkisiyle girdiğini de aklımızda tutalım.) Gerçi Lágrimas Negras da kendi halinde bir bolero iken o enfes füzyonla unutulmaz bir şeye dönüşmüştü ama öncelikle  Bebo ile Cigala arasındaki sinerjiyi ikinci kez yakalamak mümkün değil, sonra amaç bu ise Chavela ve Meksika’yı bu işe karıştırmanın anlamı yok. Çıkış noktası Buika’nın önceki Volver,volver yorumu olmalıydı; Lágrimas Negras değil…

Ancak niye olmadığını asıl konserde anladım. Buika’nın ilk solo albümünde -artık çoktan kurtulmuş olması gereken- acid jazz ve nu jazz tavırları vardı. Bunlar yine hortlamış. Birileri de şimdi galiba avant-garde, experimental vs. diye serbest türlere yönlendirerek kafasını bulandırıyor. Bir kere, caz füzyona örnek gösterilen bu asit caz ya da nü caz denen şeyler artık trip-hop gibi elektronik türlere dönüştü ve cazla alakaları olmadığı da anlaşıldı. Niña de Fuego’dan beri çoktan sesini bulan Buika’nın artık bunlarla uğraşmaması lazım.

 Buika ve Chucho Valdés

Bir de Kübalılar kızı devşiriyor galiba… Olmasın… Buika’nın istisnai bir kimliği var ve onu özel kılan da bu. Kübalı gibi davranırsa diğerlerinin arasında sıradanlaşacaktır. Doğuştan füzyon karakterli Küba müziğine olan bütün sevgime rağmen, şurasını söyleyebilirim ki başka bir Omara Portuondo‘ya ihtiyaç yok. Yoksa palmas vurarak caz, tango, ranchera okuyan çingene ruhlu zenci kızın melez müziğini çok özleriz…

Nosce te ipsum, te habe tuatim…

Meraklısına notlar:

İspanyollar -Portekizlilerin ve İngilizlerin aksine- Afrika’da kolonicilik yapmadığından ve dolayısıyla Amerika’daki kolonilerine Afrika’dan köle getirmediğinden İspanik Amerika’da zenciler azınlıktadır. İspanyolca konuşan zenci nüfus Karayipler’de (ör: Dominik Cumhuriyeti ve Küba) ve Karayip kıyısındaki ülkelerde (ör: Kolombiya) yoğunlaşır, ki bunu Karayipler’in çok el değiştirmiş olması ve İngilizlerin getirdiği kölelerin bölgede kalması ile açıklamak lazım gelir. 

Bu noktada istisnai bir ülke çıkıyor karşımıza; Ekvator Ginesi. İspanya’nın Afrika’daki tek kolonisi… Portekizlilerin Amerika’daki bir anlaşmazlık üzerine -bakkalın para üstü vermek yerine ‘bir tane de sakız al’ demesi gibi- masa başında İspanya’ya bıraktığı, Batı Afrika kıyısındaki küçücük bir ülke. Böylelikle Afro-Kübalılardan veya diğer Afro-Latinlerden çok farklı, İspanyolca konuşan bir topluluk oluşmuştur; Ekvator Gineliler.

Bu yüzden İspanyolca okuyan bir zenci gırtlağı olarak Concha Buika, Kübalılardan farklı ve benzersizdir…

Reklamlar

Tagged: , , , , , , ,

§ 4 Responses to buika’ya ne oldu?

  • EGe dedi ki:

    Ben Buika’yı iki kere seyretme fırsatı buldum. Biri 4 Şubat CRR, diğeri ise geçen bahar Berlin’de bir kilisede. İki konser de oldukça farklıydı. Kilisede insanların dans etme olasılığı vardı. Oldukça enerjik bir konserdi. Ama CRR gibi salon konseri olunca özellikle hispanik ve ispanyol şarkıcıların/grupların zorladığını düşünüyorum. Chambao da İşSanat’a geldiğinde çok garip olmuştu. En sonunda herkesi en öne çağırmıştı. Buika’da neden Kübalılık sezdiğini anlamadım. Bir de şu anda aldığım Hispanic Culture in Translation & Literature dersinde Afro-hispaniklerden bahsediyoruz. İşte şeker tarlalarında çalıştırılmak üzere getirilen Afrikalılar, hatta bu kölelerin de kendi içlerindeki sınıflandırmada, yerel (Kızılderili!?) kölelerin daha üst kademe olduğunu öğrendik. Hatta Katolik dinini benimsemenin çok zor olmadığını çünkü kendi dinlerindeki ögeleri Katolik Azizleriyle uyuşturduklarından bahsettik uzun süre. Yani Hispanik diyince Afro kavramı çok kullanılıyor ve kültüründe epey yer alıyor. Ama bunları İspanyollar getirmemiş öyle mi?Bunu sorayım bir sonraki derste

    • aykutalp dedi ki:

      Evet, haklısın. Bazı şarkıcılar için CRR ve benzeri kapalı mekanlar kesinlikle uygun değil. Organizatörlerin hatası… Geçen sene yanılmıyorsam Vicente Amigo’ya, Harbiye Açık Hava’da; Lila Downs’a CRR’de konser verdirdiler. Oysa tam tersi olmalıydı. Gitar, salonda pekala dinlenir ama Lila gibi sahne performansı yüksek biri açık havaya ihtiyaç duyar. O konserde seyirciyi hareketlendirebilmek için kendini paralamak zorunda kalmıştı. Buika’ya gelince aslında ben onu bir caz kulübünde dinlemeyi tercih ederim. Ama bu konserde sorun salonla ilgili değildi. Buika yalnızca kendisinin söyleyebileceklerini söylemezse; sırf caz veya latin caz söylemeye kalkışırsa, bu alanda binlercesi olduğundan özelliği kalmaz ve sönüp gider. Elektronik müzikle uğraşırsa da tüketilecek müzik yapmış olur, kalıcı olmaz. Önceki albümündeki çizgisini korumalı bence. Afro-ispaniklere gelince… İspanya; Güney Amerika ve Filipinlerde kolonicilik yaptı. Afrika’da kolonisi bulunmadığından çok köle getirmesi mümkün değil. Mesela Brezilya’da çok zenci var. Çünkü Portekizlilerin Angola ve Mozambik başta olmak üzere Afrika’da bir çok müstemlekesi vardı ve Amerika’da çalıştırmak için buralardan köle transfer ediyordu. İspanyol sömürgelerinde ise zenciler genelde Karayipler gibi el değiştirmiş yerlerde var. Ama mesela daha güneydeki Arjantin, Uruguay gibi yerlerde hiç yok. İspanyollar köle getirse idi buralara da getirmiş olurdu. İspanyol sömürgeciliği, İngilizler’e kıyasla daha ılımlıdır. Mesela, bugün bir çok Latin ülkesinde saf yerliler hala mevcudiyetine devam ediyor. Sadece Peru’da 15 milyon nüfusları var. Öte yandan İspanyollar yerlilerle de evlenmişler ve melezlerin (mestizo) nüfusu yine Peru örneği verecek olursak %50′nin üzerinde ve kimi ülkelerde %90′a yaklaşıyor. Oysa koca Kuzey Amerika’da bugün ara ki, Kızılderili bulasın. İngilizler yerlilerle ne evlenmişler, ne hayatta kalmalarına müsaade etmişler.
      Arjantin ve Şili gibi beyazların (saf Avrupalıların) çoğunlukta olduğu yerlerde yerlilere karşı ayrımcılık görülüyorsa da; genel olarak buralarda kölelik konusuna bakarken ABD ile kıyas etmemek lazım. Bu arada, bahsettiğin, bir kısım Afro-Karayiplinin dini olan “santería”… Katoliklikle afrika pagan dinlerinin karışımı. Yalnız buna inançlar benziyormuş açıklaması getirmemek lazım. Bizde de Türklerin İslamiyet’e kolay geçtikleri çünkü Gök Tanrı inancı ile benzeştiği söylenir. Oysa olay şudur; din değiştiren toplumlar eski inançlarını tamamen terketmezler ve yeni dinlerine aktarırlar. Bugün Anadolu’da İslamla Şamanizmin karıştığı görülür. Dilek ağaçları, hemen hergün duyabileceğimiz “Yukarıda Allah var” gibi sözler bunun tipik birer örneğidir. Alevilerde bu etkiler daha barizdir. Bunda şunun da çok önemli etkisi var: Bir toplum din değiştirince; din adamı yine din adamı olarak kalır ve yıllarca pratiğini yaptığı eski ritüelleri korur. Yani Türkler İslam’a geçince en baştan imam mı yetiştirdiler? Hayır. Kim imam oldu? Tabi ki eski şamanlar… Keza Afro-Kübalılarda da eski kabile büyücüleri muhtemelen bir anda papaz oldu. Dolayısıyla melez dinler ortaya çıktı. Neyse lafı uzattık… :) Yorumun için teşekkürler Ege…

  • EGe dedi ki:

    Vicente Amigo’ nun geçen seneki konseri maalesef iptal oldu. Ben Erasmus’daydım, o hafta için geldim ; en önden biletlerimiz vardı ama kısmet olmadı. 20 Mayıs’ı bekliyoruz şimdi. Lila Downs geçene bahar Berlin’e de geldi, açık havadan ziyade kapalı ama oturmalı bir düzeni olmayan bir salondaydı ondan rahattı yani.
    Anlattıklarını ben de biliyorum, sırf bu konuya özel ders alıyorum zaten; ilgiliysen tanıyabilirsin hocamızın adı : Olcay Öztunalı. Şimdi Bilgi Üniversitesi’nde Latin Amerika’nın Kesik Damarları altında seminerler dizisi başlayacak: http://ibu-bilgiegitim.blogspot.com/2011/04/latin-edebiyatnn-dunu-bugunu.html
    Hatta orada da konuşmacı. O bahsetmişti. Kendilerinde olan ‘ Oricha ‘ ları, Azizlerle eşleştirerek dine adapte oldular diye. Portekiz’in sömürgelerini biliyorum. Zaten çoğu 20.yy’ın son çeyreğinde Karanfil Devrimiyle özgürleştiler. Kreol konuşuyorlar filan, bu arada elektronik müziğe bir tepki geldi sanırım. Elektronik tango hakkında ne düşünüyorsun?

    • aykutalp dedi ki:

      Vicente Amigo konseri ile Lila Downs konseri yakın tarihlerdeydi… Herhalde daha “iyi” bir sahne olan Açık Hava Vicente’ye tahsis edilmişti ve biletler de Lila’nınkine göre çok daha pahalıydı. Anlamakta zorluk çekmiştim. Hadi benzer müzik yapmadıklarından sanatçılıklarını kıyaslamayalım (ben Lila Downs’ı daha çok severim) ama popülerliklerine baksan Lila daha popüler… Organizatörleri anlamak zor vesselam… :)
      Hocanızı tanımıyorum ama ders bayağı ilginç görünüyor. Sana özendim şimdi :) Yalnız bizdeki Latin Amerika algısı; -”kesik damarlar” gibi- bana biraz sorunlu geliyor. Bir kere koca kıta (Türkiye’nin 27 katı) hakkında konuşurken çok genelleme yapıyorlar. Halbuki her bir ülkenin ayrı bir dokusu var. Mesela iki komşu olan, Arjantin ve Bolivya arasında pek az ortak nokta var. Ayrıca, Latin Amerika’dan bahsederken ne bileyim hep Chavez ağzı kullanılıyor. Benim gördüğüm kadarıyla bir kısım Venezüelalı ve Bolivyalı haricinde Chavez’i ciddiye alan hiç kimse yok; herkes dalga geçiyor. Meksikalılarda çok rahat görülebileceği gibi; orda hem Aztek hem İberyalı köklerinden gurur duyan, kendi dünyası içinde gayet mutlu bir toplum var. Burda, yani onlardan çok uzakta ve tamamen farklı bir toplumda, onlardan bahsederek ajitasyon yapmayı anlamıyorum. Sanırım, Güney Amerika ülkelerini “oldukları gibi” seviyorum… Hoş, onlar da dışarıdan kendileri hakkında ahkam kesilmesini sevmiyorlar… Attila İlhan der ya; “olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması”… Sanırım bunu “olmayacak şey bir yabancının bir toplumu anlaması” şeklinde de söyleyebiliriz…
      Elektronik müziğe gelince… Bunu da müzik olarak kabul edebilirsem de sevmiyorum. Gerçek müzik, akustik müziktir. Tango bakımından ise şöyle diyeyim; Piazzolla’nın başlattığı tango nuevo bir zaman sonra çığrından çıktı. Gotan Project, Bajofondo vs. gibi grupların müziklerine artık tango demek mümkün değil. Bir Osvaldo Pugliese ya da bir Francisco Canaro ile bunları kıyas dahi etmem…
      Sen seviyorsun galiba… Kusur ettiysem affola… :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading buika’ya ne oldu? at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

%d blogcu bunu beğendi: