en güzel ispanyolca kelime…

11/06/2011 § 7 Yorum

Cervantes Enstitüsü, gelenek haline getirdiği üzere bu yıl yine 18 Haziran’da İspanyolca Günü’nü (El Día E) kutluyor.

Bu günün en sevdiğim etkinliği, oylama ile en güzel kelimeyi seçmeleridir. Kelimelerin en güzelini seçmek fikri, genç kızlar arasında yapılacak bir güzellik yarışmasına göre, bana daha çok şey vaadediyor. Bir dilin bu anlamlı en küçük parçaları, cümle içinde bir eyleme bağlı olarak kullanılmaksızın yani belli bir zaman ve mekana zincirlenmeksizin düşünüldüğünde, her biri hem cevherinin hem üzerindeki işçiliğin izleriyle ışıldayan değerli taşlar gibidir. Evet, bir kelime tek başına güzel, hem de pek güzel olabilir. Bu yüzden Cervantes Enstitüsü’nün İspanyolcanın zengin söz dağarcığını göstermek üzere düzenlediği bu etkinlik, daima beni heyecanlandırmıştır. Önceki yıllardan farklı olarak, bu sene bir çok ünlüye de en beğendikleri kelimeleri sormuşlar. Verilen cevaplar şöyle;


Alejandro Sanz: Flamenco,  Alicia Alonso: Bailamos,   Ana María Matute: Resplandor,   Ángel Corella: Sí,   Antonio Gamoneda: Tú,  Antonio Skármeta: Amistad,  Boris Izaguirre: Murciélago,  Diego Forlán: Solidaridad, Elena Ochoa: Querer,  Chayanne:  Amor,  Emilio Botín: Santander,  Eugenia Silva: Madre,  Ferrán Adriá: Alma,  Gael García Bernal: Querétaro,  Isabel Allende: Espíritu,  Isidro Fainé: Confianza,  Juan Luis Guerra: Jesús,  Jaume Plensa: Murmullo,  Julián López “El Juli”: Lealtad, Justo Bolekia: Añoranza,  Luis Rojas Marcos: Sueño,  Mara Torres: Amanecer,  Mª Dolores Pradera: Alborada,  Margarita Salas: Investigación, Mario Vargas Llosa: Libertad, Pau Gasol: Belleza,  Raphael: Gracias, Ricardo Darín: Verdad,  Rosario Flores: Sentimiento,  Shakira:  Meliflua, Vicente del Bosque: Fútbol,  Valentín Fuster: Muévete,  Antonio Banderas: Alegría,  Andreu Buenafuente: Equilibrio,  Pedro Piqueras: Cariño.

Bu cevaplara bakınca bir çok katılımcının “olay”ı anlamadığını düşünüyorum. “En güzel kelime hangisi?” sorusuna “bailamos” (dans edelim) ya da “muévete” (hareketlen) diye cevap verenler var. Bir kere bunlar çekimli fiil yahu! “Bailar” ya da “moverse” deseler anlayacağım. Türkçe’nin en güzel kelimesi için “gidecekmişiz” demek gibi bir şey… İki kişi ise yer ismi söylemiş: Querétaro ve Santander. Özel isimler de kelimedir tabi ama herhalde böyle bir soruya verilecek cevap değildir. Ayrıca “Santander” cevabını veren kişinin İspanya’nın en büyük bankası Santander’in sahibi olması da insana “püf” dedirtiyor. Böyle bir yarışmayı reklam için kullanan sayın banker Señor Botín’e ben çok seveceği başka bir kelime önerebilirim: dinero (para). Keza, cevap olarak “Jesús” (İsa) diyen katılımcıyı ya da “investigación” (araştırma) diyen bilim kadınını samimi bulmak imkanı yok. Bir kişinin en sevdiği kelime nasıl “investigación” olabilir?

Amor (aşk), verdad (doğru), amistad (arkadaşlık) ya da libertad (özgürlük) deyip de orjinal bir şey söylediğini zannedenler ne yazık ki çoğunluğu oluşturuyor. Bunlar yerine bazı kişilerin (evet), (sen), gracias (teşekkürler), madre (anne) gibi her gün kullanılan basit kelimeleri seçmesi hoşuma gitti. Ancak güzel kelime, illa anlamı güzel olan kelime demek değil. Her şeyden önce kulağa güzel gelmeli… Bu bakımdan verilen cevaplar arasında eş anlamlı kelimelerin olması dikkatimi çekti. Örneğin, farklı kişiler tarafından söylenen “alborada” ve “amanecer”  kelimelerinin ikisi de “gündoğumu” anlamına geliyor. Keza, bir katılımcı “alma” der iken, bir diğeri yine “ruh” anlamına gelen “espíritu” yanıtını vermiş. (Yalnız önemle belirteyim; aslında Hristyan kültüründe bunlar pek anlamdaş sayılmıyorlar. İngilizce’deki “soul” ve “spirit” örneklerinde olduğu gibi bu kavramlar arasında felsefi olarak fark olduğu söylenir. Birine “ruh”tan çok “can” anlamı veriyorlar.) Sanırım bunlar arasında yapacağımız mukayese anlamdan bağımsız olacağı için daha sağlıklı olacaktır. Şarkı sözü yazarları daha çok “alma“yı tercih ettiklerinden herhalde bu kelimenin daha sıcak bir havası var. Türkçe’deki “elma\alma” da en güzel meyve isimlerinden değil midir? Öte yandan ben ikinci hecesinde vurgu bulunan “espíritu” kelimesinin telaffuzunu da çok severim ve “es-” ile başlayan kelimelerin İspanyolcayı daha iyi temsil ettiğine inanırım. Mesela hem “es” ile başlayan, hem de içinde İspanyolcanın alamet-i farikası olan “ñ” (enye) sesini taşıyan “español“‘ kelimesi, dilin karakterini en güzel şekilde sergilemekle bu dilin adı olmayı gerçekten haketmektedir. Kökü aslında Latince olmasına rağmen, “al-” ile başlayan kelimeler genelde artikelleriyle birlikte Arapçadan geçmiş olduğundan (ör: alcalde>el kadı) “alma” diğer İspanyolca kelimeler arasında birazcık arabesk duruyor.

Sporcular gene “düz adam” olduklarını belli etmişler. Forlan, “solidaridad” (dayanışma) demiş mesela. Bu kelimeyi beğendiğini söylemek için ya hayatında illa mesaj vermek derdine düşmeden tek kelime etmeyi bilmeyen devrimci bir politikacı ya da eğitimine devam etmediği için vokabüleri sınırlı kalmış bir futbolcu olmak lazım herhalde. Peki teknik direktör Del Bosque’nin cevabına ne demeli?: Fútbol. Bir insanın yaptığı işin adını söylemesinin yüzeyselliği bir yana, kelime İspanyolca değil. (Bkz. hamiş) Foot-ball, bildiğin ayaktopu işte, İngilizce… Ancak sporcular içinde Katalan basketçi Pau Gasol’ün cevabı nispeten farklı: Belleza (güzellik). Bu cevabı beğendim. Hem benim de sevdiğim bir kelimedir. Hem bu seçimin en “güzel” kelime olarak “güzel”i seçmek gibi bir hoşluğu var. Yeri gelmişken; İspanyolcada güzel için daha çok “guapo\a” kelimesi kullanılır fakat bu kelime bana daima çok kaba gelmiştir. Nitekim sıfat olarak daha çok bu kelime tercih edilirken isim olarak yani “güzellik” yerine pek kimse “guapeza” demez; “belleza” denir. Aynı anlamdaki “bonito\a” ise oldukça sempatiktir ama her şey için kullanılmaz. Eğer kadından bahsediyorsak nadiren kullanılan “hermosa” benim dilime daha hoş geliyor. Ancak İtalyanca’nın “bella“sındaki sıcaklık hiçbirinde yok. “Mujer guapa” ile “bella donna” tamlamalarını telaffuz ettiğimizde ikincisi zihinde daha güzel bir kadın hayali uyandırıyor. Bu ikincisinde Türkçe’de maalesef yer almayan şeddeli kelimelerden ikisi arka arkaya gelmiş ve ağza tam oturuyor; bella donna. İspanyollar, pek “bella” demezler ama “belleza” diyorlar… Yalnız “ll” (elle), İspanyolcada “y” okunduğu için kelime de “beyesa” diye okunuyor ve o “şeddeli” güzellik kayboluyor. Yani bence İtalyancası “bellezza” yine daha güzel sesleniyor. Türklerde de aslında “eşek” yerine “eşşek”; “af etmek” yerine “affetmek” diyen bir kulak zevki vardır ama nedense bu tür kelimeler sözlüğe girmemiş.

Şarkıcıların cevapları ise -Alejandro Sanz‘ın “flamenco” demesinin sığlığını bir kenara bırakacak olursak- meselenin daha iyi kavrandığını gösteriyor. María Dolores Pradera, “alborada“yı (şafak) niçin seçtiğini açıklarken önce kulağa hoş geldiğini sonra anlamının güzel olduğunu çünkü yeni bir güne daha uyandığımızı hatırlattığını söylüyor. Gerçekten, güzel kelime, her şeyden önce güzel tınlayan ve daha sonra seslerin bu fonetik güzelliğinin anlam ile tamamlanmasıyla zihinde hoş hayaller uyandıran ve her halükarda telaffuz ederken zevk veren kelimedir. Bu bakımdan en güzel cevabı veren Shakira olmuş: Meliflua. Evvela cevapların çoğu gibi sıradan değil. Ben ilk defa duydum bu kelimeyi. Zannederim anadili İspanyolca olanların da sıkça kullandığı bir kelime değil. Ben böyle bir etkinlikten az bilinen bazı kelimeleri öğrenmeyi umuyordum fakat genelde beylik kelimeler seçilmişti. Cevap verenler arasında lingüistler dahi varken Shakira‘dan yeni bir kelime öğrenmek gerçekten güzel. RAE‘ye göre meliflua; “ballı, bal gibi” demekmiş. Shakira, seçiminin gerekçesini de çok güzel açıklıyor: “Porque lleva miel en ella, porque lleva fluir, y lleva melodía, y música…” (Çünkü içinde bal var, çünkü akması var, melodi var ve müzik var.) Bunları söylerkenki sempatikliğe dikkat: video

Shakira ile birlikte en beğendiğim cevabı veren diğer kişi ise yazar Boris Izaguirre. Seçtiği kelime; murciélago (yarasa). Niçin sorusuna da gayet mantıklı bir cevap veriyor: “Çünkü bütün ünlüleri içeriyor: u,i,e,a ve o.” Sanırım benim aradığım cevap da tam olarak böyle bir şeydi. (video)

Oylamalara ilk katıldığım sene ben “duende” kelimesini önermiştim. RAE’ye göre; -bizdeki “iyi saatte olsunlar” tabirine benzeyen- “dueño de la casa” (evin sahibi) tabirinden gelen bu kelime, genelde evlerdeki cinler ve ruhlar için kullanılır. Ancak bu kelimeyi flamenkocuların da oluşan ambiyansı ya da birinin icrasını takdir ederken sıklıkla kullandığı görülür ve kelimeyi bu anlamıyla herhangi bir dile çevirmek mümkün değildir. İçine cin kaçmış gibi büyülü bir şekilde çalan gitariste “¡Qué duende!” diye bağırılır ve flamenko çalınan bir yerde dansçılar, şarkıcılar, çalgıcılar ve tabii ki seyirciler hep birlikte “duende“yi yakalamaya çalışırlar. Bu bakımından bir caz tabiri olan “groove“a benzer… Cazda da “groove” aslında plakların yivlerine verilen isimdir ancak herhalde bu yivlerin kayıttaki sesi değiştirmesinden ve belki güzelleştirmesinden hareketle cazcılar da iyi bir ritim duygusu yakaladıklarında buna “groove” derler. Benzer olarak dinleyeni yerinden oynatan ya da sallandıran sinerjiye “swing” ya da “sway” dendiği de olur. Esasen bir başka dile çevrilmesi mümkün olmayan kelimeleri seviyorum. Bizden hatırıma şimdilik “gönül” geliyor… Lorca’nın da sanat felsefesi bakımından “duende” kavramı ile meşgul olduğunu düşünecek olursak kelimenin İspanyol dilini ve kültürünü temsil gücü de yüksek. Ancak, o seneki oylamalarda Arjantinliler yüklenince “malevo” seçildi. Arjantinliler’den başka kimsenin bilmediği fakat herhalde malo‘dan (kötü) türeyen bu kelime; Buenos Aires’in kenar mahallelerinde yaşayan kötü adamları tanımlamak için kullanılıyormuş. Carlos Gardel’in Recuerdo Malevo isimli tangosu hatırına bu seçime ses çıkarmıyorum…

Geçen sene ise bana komik gelen bir kelimeyi gönderdim: espantapájaros (korkuluk). Enye (ñ) ile başlayan bildiğim tek kelime olan ve söylenişi (nyonyo) İspanyolcadan çok Çinceyi andıran “ñoño” ile birlikte her duyduğumda beni gülümseten ender kelimelerden biridir. Bu sene ise “esperanza“ya oy verecektim. Ne güzel bir kelime değil mi? Ancak galiba bu sefer ünlülerin seçtiklerinden başka bir kelimeye oy veremiyoruz. O yüzden soruya en güzel cevabı veren Shakira‘nın kelimesi olan “meliflua”ya oy vereceğim. Çünkü, Shakira‘nın da dediği gibi:  “Porque lleva miel en ella, porque lleva fluir, y lleva melodía, y música…” :)

plvs vltra…

Hamiş:

Yukarıda futbol kelimesinden bahsedince aklıma düştü: Bu spor dalının İspanyolcada İngilizcesi ile anılması bana daima garip gelmiştir. İspanyollar basketbola basketbol demezler mesela, “baloncesto” (sepet topu) derler. Keza hentbola (yani hand-ball’a) yine İspanyolca olarak “balonmano” (el topu) derler. Hal böyleyken onların da futbola “calcio” diyen İtalyanlar gibi “patadabola” (tepiktopu) falan demesi beklenirdi. Tabi futbol terimleri -gol (goal) hariç- tamamen İspanyolcadır. Biz bir türlü Türkçeleştirmeyi beceremedik. “Korner” yerine “köşe vuruşu” yerleşmedi örneğin. Aut (out), ofsayt (off-side) gibi garip terimler kullanıyoruz. “Taç atışı” nedir yahu? İngilizler bile “throw-in” diyor, biz artık nasıl anladıysak zamanında “touchline”ı (yan çizgi) geçen topun içeri sokulmasına taç (touch) diyoruz. Hatta dil konusundaki kompleksimizi göstermesi bakımından “serbest vuruş” ile “frikik” kelimelerini farklı yerlerde kullanmamız bana hep manidar gelmiştir. Şöyle ki serbest vuruş, free-kick’in birebir çevirisi olmasına rağmen; oyun içinde önemsiz yerdeki atışlara bizim spikerler (evet speaker) serbest vuruş der iken; kaleye yakın, gol olabilecek yerdeki atışlara frikik derler. Böyle deyince herhalde daha havalı oluyor… Biz dilimiz konusunda pek hassas olmadığımızdan bunlar bizde doğal ama DVD’yi bizim gibi “dividi” değil “de-ube-de” diye okuyan ve “New York”a “Nueva York” diyen İspanyollar bakımından değil. Zamanında mantar açacağına “tirbuşon” dediğim için benimle dalga geçen ve Fransızca konuşmakla itham eden İspanyol arkadaşıma bu “futbol” konusunu sormalıyım. :) Gerçi “tire-bouchon” konusunda haklı idi. Bütün Avrupa dillerinde “mantar” ve “çekmek” kelimelerinden oluşan bir birleşik kelime ile ifade edilen (ing: cork-screw, isp: saca-corchos, it: cava-tappi, alm: korken-zieher, por: saca-rolhas) bu aletin adına, sözgelimi, “mantarçek” diyemez mi idik? Tirbuşonla birlikte beni utandıran bir diğer kelime de yine Fransızcadan aşırdığımız “hoparlör”dür. Herkes İngilizce “loud-speaker”ı kendi diline birebir çevirip kullanırken (isp: alta-voz, alm: laut-sprecher, it: alto-parlante, por: alti-falante) biz Fransızlar gibi “haut-parleur” diyoruz.

Hamiş II:

Farkettim ki; Real Betis’in tam ismi; “Real Betis Balompié” imiş. “Balon” (top) kelimesinin son harfinin niçin “m“ye dönüştüğünü anlayamasam da isimde geçen “balompié”, ayak topu demek. Demek ki; futbolun eskiden böyle milli bir ismi de vardı. Sevilla derbisinde Real Betis’in ezeli rakibi olan Sevilla FC’nin adında ise “fútbol” geçiyor. Yani her iki kelime de çok eskiden beri var ancak görünüşe göre “fútbol” galip gelmiş.

Tagged: , , , , , , , , , , ,

§ 7 Responses to en güzel ispanyolca kelime…

  • EGe diyor ki:

    Bence insanlar kelimelerini telaffuz ederken aldıkları zevke göre ya da işitirken hoşlarına gidiyor diye seçmişler, eleştirdiğin kelimelere baktım mesela, ben onlara hak verdim :) Benim gözüme Andreu Buenafuente: Equilibrio, çarptı kendisi ekonomist değilmiş ama :) Bana da kelebek kelimesi her dilde şeker geliyor: Mariposa da öyle gelmişti.

    • aykutalp diyor ki:

      Evet, “investigación” kulağa çok hoş geliyor :)
      Mariposa için RAE’ye baktım şimdi nerden geliyor diye. Şöyle bir bilgi var: (De Mari, apóc. de María, y posa, 2.ª pers. de sing. del imper. de posar). Ne yani “poz veren Meryem” mi demekmiş? :) Eğer öyleyse seneye buna oy veririm.
      Türkçesi “kelebek” de güzel kelime. Dur bakalım belki bir yazı da Türkçe kelimeler için yazarım.

      • EGe diyor ki:

        Evet, Almancası da Schmetterling, çok süslü bir kelime geliyor , dil ne olursa olsun. Shakira’nın ‘meliflua’ kelimesi güzel, tam olarak balımsı filan demek galiba, bal rengi olsa çok hoş olurdu. Emaili bile hazeleyedgurl olan biri için bal rengini temsil eden bir kelime olması güzel olurdu İspanyolca’da, ben çok güzel kelimeler buluyordum arada İspanyolca derslerde geçtikçe ama hatırlamıyorum şimdi :/

  • aykutalp diyor ki:

    O renk için bizde aslında bal rengi değil de kehribar rengi derler galiba. İngilizcesi güzel “amber” ama İspanyolcası felaket; “ámbar” :)

    P.S Kafka, “Als Gregor Samsa eines Morgens aus unruhigen Träumen erwachte, fand er sich in seinem Bett zu einem ungeheueren Schmetterling verwandelt.” deseymiş keşke, “Ungeziefer”in ne türden bir böcük olduğu belli değil. Bir ara “Schmetterling”in etimolojisine baksana. İspanyolcasındaki bu Meryem olayını çözemedim.

  • EGe diyor ki:

    Ama bal rengi de göz için kullanılan bir tabir, kehribar sanki daha çok hayvanlar için. Amber hatta: http://www.youtube.com/watch?v=SUFSB2plwzM
    Evet, ama orda yazarın anlatmak istediği kendisinden hoşlanmadığı bir varlığa dönüşmesi değil mi? Ne bileyim, kimse kelebeğe dönüşmekten tiksinmez ama Ungeziefer Haşarat olsa gerek, kim ister! Baktım şimdi diyor ki olay ‘Schmetten’ sözcüğünden türüyor bu da Avusturya ağzında ‘krema’ demekmiş Çekçe’deki smetana sözcüğünden gelmiş bu da. Eskiden cadıların kendilerini kelebeğe çevirip krema ve diğer süt ürünlerini çaldıklarını düşünürlermiş, ordan türemiş. Hatta ‘butterfly’ı da buna bağlamışlar.

    • aykutalp diyor ki:

      Google’a bal sarısı yazınca saç boyaları, kehribar sarısı yazınca Van kedileri çıkıyor :S Biz en iyisi gene “ela” diyelim…
      Kafka konusunda ciddi değildim tabi :) Bizimkiler “dev bir böcek” diye çeviriyorlar ama “Ungeziefer” kelimesi o hikayenin kilit noktası. Hatta ilk baskıda yayınevi kapağa büyük bir hamam böceği çizince Kafka sinirlenmiş ve sildirmiş. Diğer dillerde karşılığı yok denir, nasıl bir şey olduğu da bizim hayalimize kalıyor. Ama kelebeğe dönüşmüş olsa komik olurdu… Hem gerçekten metamorfoz geçiren bir böcek. Bu arada “haşarat” karşılığını beğendim.
      Vay be, “Schmetterling”in mitolojik bir hikayesi var demek ki. Böylece “butterfly”daki tereyağının nereden çıktığını da öğrenmiş olduk. Böyle kelimelere bayılıyorum. Muhtemelen İspanyolcasının da Meryemle ilgili bir hikayesi var, bir ara öğrenirim.

  • Koksal Kanbak diyor ki:

    Alımda neden guapa /o kelimesi size güzel gelmiyor .ama güneyde o kelimeyi o kadar güzel soyluyorlarki sasarsiniz.ben İspanyolca’da iki tane ll nin y olarak söylenmesine veya j nin h olarak söylenmesine şaşıyorum.ayrıca otobüs kelimesinin türkce ile aynı olması.ve bir cok kız isimlerinin türkce olması (saray, naime .v.b)beni hep sasirtmistir Saygılarımla koksal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Bu ’ ne?

You are currently reading en güzel ispanyolca kelime… at Aykvt Alp Kapvsvzoğlv.

meta

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: